Anksiyete; endişeli düşünceler, gerginlik ve huzursuzluk hissi ile tanımlanan duygusal bir tepki olup stresli durumlarla birlikte tetiklenmektedir.

Gerçekten tehlike içeren bir durumda anksiyetenin açığa çıkması kişinin kendini koruması açısından önemli bir mesaj verir. Ancak tehdit olarak algılanan durum gerçek bir tehlike içermiyorsa ya da tehdit düzeyi düşük olmasına rağmen kişi endişe hissini yoğun yaşıyorsa, anksiyete o zaman sorun halini almıştır.

Anksiyete bozukluğu tekrarlayan ve rahatsız eden düşüncelerle birlikte hissedilen kaygılarla açığa çıkan rahatsızlık durumudur. Anksiyetenin fiziksel belirtileri ise; kan basıncında artma, titreme ve terleme gibidir.

Neden anksiyete ve depresyon günümüzde bu kadar yaygın?

Geçmişte ve günümüzde depresyonun ne olduğunun tam olarak bilinmemesi, travma şiddetinin yoğun yaşandığı toplumumuzda acı ve üzüntülü dönemlerin günlük yaşamımızda fazlaca yer alıyor olması, depresyonun doğallaşmasına neden oluyor.

Tekrar eden endişe ve üzüntüler, psikolojik sorunların kronikleşmesine neden oluyorken aynı zamanda normalleştiriliyor.

Bunların yanı sıra, insanlar psikolojik destek almak konusunda ilerleme kaydetseler de, damgalanma ve zayıf görülme endişeleri nedeniyle tedavi görme konusunda isteksizlik yaşıyorlar.

Tedaviye başlansa bile özellikle depresyon ve kaygı problemlerinde, ilaç tedavisi ile sınırlı kalınması ve terapi ayağının kısa sürede kesilmesi bu rahatsızlıkların yaygınlaşmasında önemli rol oynuyor.

Bu iki neden özellikle depresyon ve kaygı bozuklukları ile ilgili bilgi toplama ve koruyucu yaklaşımları uygulama kısmını özellikle zayıflatmaktadır. Terapi, rahatsızlıklardan korunma açısından tedavinin önemli bir ayağıdır.

Yaşam koşullarının giderek zorlaşması anksiyeteyi yaygınlaştırıyor

Finansal zorluklar, geleceğe yönelik ekonomik kaygılar, gittikçe zorlaşan yaşam koşulları, madde ve alkol kullanımı anksiyetenin yaygınlaşmasında diğer önemli etkenlerdir.

Bunun yanında internet kullanımının yoğunlaşması, kişiyi günlük hayatında etkileyen unsurların çoğalması, kısa ve hızlı iletişimin artmasıyla birlikte yüzeysel, derinliği olmayan, birbirine toleransın azaldığı ve içerisinde yalnızlığı barındıran ilişkilerin artması da önemli nedenlerdendir.  

Kişilerarası ilişkilerden tatmin olamama ve ilişkilerde paylaşımların azalması, insanları besleyen en önemli kaynaklardan biri olan ilişkilerin işlevini kaybetmesine neden olmaktadır. İlişkilerde yoğunlaşan geleceğe yönelik kaygılar ve yalnızlık korkusu, yaşamda anlam bulma ve geleceğe yönelik hedefler oluşturma konusunda zorluklara neden olmakta ve bu hastalıkları beslemektedir.

Bağımlı kişilik özelliklerine dikkat!

Özellikle bağımlı özellikleri olan kişiler, anksiyeteye yakalanma hususunda önemli risk grubundandır. Kendine yetemeyen, karşılaştığı sorunların çözümünde fazlasıyla dışarıya bağımlı olan kişiler, dış desteğe çok daha fazla ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle sorunların çözümünde kendi başlarına kaldıklarında ve yeterli desteği alamadıklarında yoğun kaygı ve mutsuzluk hissederler.

Aşırı sorumluluk hisseden kişiler de yeni sorumluluklar üstlendikçe bir yandan çevrelerindekilerin yaşamına olumlu katkıda bulunur, diğer yandan ise aşırı yorgunluk, destek azlığı gibi nedenlerden dolayı karamsarlık ve endişe hissetmeye başlarlar.

Bu duygulara zamanla kendini kolayca suçlama ve kendinden şüphe duyma da eklenince, depresyon ve kaygı açısından önemli bir tetikleyici gelişimine neden olur. Kişinin kendine inancı zedelenir ve sorunları çözme, günlük yaşamın zorlukları ile başa çıkma sorun halini alır. Güvensizlik içinde olan, aşırı mükemmeliyetçi tutumlara sahip olan, duygu ve dürtüleri kontrol etmede zorluk yaşayan kişiler risk grubundadır.

“Anksiyete psikolojik destek gerektiren ruhsal bir rahatsızlıktır.”

Kaygı her insanın zaman zaman yaşayacağı bir duygudur. Örneğin önemli bir sınav öncesi, önemli bir karar vermeden önce, iş problemlerinde ve bunlara benzer durumlarda kaygı duyulabilir. Ancak anksiyete bozuklukları duygusal bir bozukluktur ve tedavi edilmesi için psikolojik destek gerekir.

Anksiyete problemi yaşayan kişiler günlük yaşamlarını devam ettirmekte önemli zorluklar yaşarlar. Kaygı bozukluğu olan kişilerde hızlı nefes alıp verme, kalp atım hızında artma, kaslarda gerginlik, titreme, terleme gibi bedensel belirtiler açığa çıkabilir.

Anksiyete tedavisi

Ağır ve orta düzeydeki anksiyete sorunlarında ilaç tedavisi ile birlikte terapi gereklidir. Hafif düzeydeki sorunlarda terapi ile ilerlemek mümkündür.

Anksiyete bozukluklarında en fazla yarar sağlanan terapi yöntemi, bilişsel davranışçı terapilerdir. Bu terapilerde kişinin davranış ve düşüncelerinin üzerinde durulmaktadır. Bilişsel davranışsal terapilerde bireyin anksiyetesini tetikleyen varsayımlarını, değerlerini ve kurallarını belirlemek, bunları incelemek, sorgulamak sürecin bir parçasıdır.

Aynı şekilde kaygıyı pekiştiren davranışlar belirlenerek yerine daha işlevsel davranışlar konulması hedeflenir. Bedensel gevşeme teknikleri, nefes egzersizleri ve zararlı düşünce kalıplarını anlamak da sürecin parçasıdır.

İlginizi çekebilir!

Zehra Erol kimdir?

Zehra Erol, lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde, yüksek lisans eğitimini Marmara Üniversitesi’nde tamamladı. Çocuk ve ergen psikoloğu olarak başladığı meslek yaşamına yetişkinlerle devam etti. 2004-2014 yılları arasında Üsküdar Üniversitesi Feneryolu Polikliniği’nde yetişkin psikoloğu ve öğretim görevlisi olarak çalışmış ve çeşitli projelerde yer almıştır. 2015 Mayıs ayından itibaren, kendi merkezinde çalışmalarına devam etmektedir. Detaylı bilgi ve çalışma alanlarına zehraerol.com adresinden ulaşabilirsiniz.