M.Ö. 6. yüzyılda, günümüzün Sicilya’sında, Antik Yunan kaltlarından bir tanesi olan Pisagorcular yaşamaktaydı. Pisagor teoreminin de babası olan Pisagor’un liderliğinde hayatlarını sürdüren bu ilginç topluluk en büyük özelliği matematiği her şeyin temeline oturtmalarıydı. Pisagorcular; dünyada olup bitenleri matematikle açıklıyorlardı, öldükten sonra ruhların farklı bedenlerle hayata yeniden geldiğine inanıyorlardı ve et yemiyorlardı. Bu ilginç topluluğun ortaya çıkarttığı ezoterik ve metafizik inançlar, tarih boyunca pek çok farklı filozof tarafından benimsendi ve kullanıldı. Spritüel alanlara yoğunlaşan bu topluluk, filozoflara yol göstermekle kalmadı, günlük hayatımızda odağımızı geliştirmemiz ve başarımızı arttırmamız için bizlere de pratik bilgiler bıraktı!

Altın ayet

Altın ayet, Pisagorcuların her gece yatmadan önce kendilerine sordukları 3 sorudan oluşuyordu. Yenilenmek ve bir sonraki güne hazırlanmak için uykuya dalmadan hemen önce mutlaka bu 3 soruya cevap veriyorlardı:

  • Ne yaptım?
  • Neyi yanlış yaptım?
  • Hangi görevimi yapmadım?

Bu basit sorulardan oluşan rutinle, arkalarında bırakmaya hazırlandıkları günü gözden geçirmelerine fırsatı bulan Pisagorcular, hatalarını rahatlıkla fark ediyorlar ve bunları iyileştirmek için yapılabilecek şeylere odaklanıyorlardı. Son olarak da yarım bıraktıkları işleri gözden geçirip günü kapatıyorlardı.

Pisagor okulu, pek çok antik felsefe okuluna ilham olmuştu. “Altın ayet” denilen bu uygulama hemen farklı okulların sabah ve akşam rutinlerinde yerini almıştı. Amaç bu sorularla ortaya çıkan geribildirimleri birleştirerek bir yol haritası çizmek ve günbegün gelişmekti. Dolayısıyla bu düşünce süreci tamamen dürüst olmalıydı. Ancak bu şekilde doğrularını fark etmeleri ve üzerinde gelişmeleri gereken noktaları görmeleri mümkün olurdu.

Antik okullardan belki de en çok bilineni olan Stoa Okulu, “altın ayet”i o kadar faydalı bulmuştu ki bu uygulamayı baz alan ve tüm günü kapsayan bir günlük rutin bile oluşturdu. Stoacı Epiktetos, “Söylevler” isimli kitabında günün değerlendirmesini yapmadan uyumadığını kaleme almıştır.

İlginizi çekebilir: Antik Felsefeden Hayatımızı Değiştirecek 3 Ders

Roma imparatorunun sabah rutini

Antik sabah rutinlerinin temel amacı; her şeyden önce günün planını yapmak ve o gün içinde karşılaşılabilecek zorlukları belirlemektir. Kısaca söylemek gerekirse günün kısa provasını yapmaktır.

Kesinlikle bir sabah insanı olmayan Roma imparator Marcus Aurelius, sabahları yataktan kalkmak konusunda sıkıntılar yaşarmış ve bu durumu olduğundan daha da keyifsiz bir hale sokmamak için kendini yataktan çıkmaya zorlamak yerine düşünmeyi tercih edermiş.

Sabahları yataktan çıkacak motivasyonu bulamadığı zamanlarda kendine yapması gereken görevlerini hatırlatırmış. Yataktan kalkması gerektiğini, yalnızca bu şekilde dünyaya yapmak için geldiği işleri yapabileceğinin farkına vardıktan sonra hayattaki misyonunu düşünürmüş. Roma imparatoru dünyaya yorganların altında yatıp sıcak kalmak için gelmiş olamaz dermiş.

Bu şekilde kendini günün zorluklarına hazırlar ve yataktan kalkarmış. Aynı zamanda sahip olduklarını kendine hatırlatmak, şükran ve minnettarlık duymak için de çok zaman harcarmış. Sabahları hayatta olmanın bir ayrıcalık olduğunu düşünüp kendini minnettar hissedermiş.

Stoacıların da söylediği gibi; “Problem, olaylar veya insanlar değil, beynimizin tepkileridir.”

İlginizi çekebilir: Motivasyon Eksikliğinin Temel Nedenleri

Ben bunu nasıl uyguladım?

Sabahları belirli sorular çerçevesinde günü gözden geçirmek bana yapmam gerekenleri tanımlamam ve görevlerimi yerine getirirken karşılaşabileceğim zorlukları fark etmem konusunda yardımcı oldu. Günlük işlerim konusunda odağımı geliştirdi ve kesinlikle farkındalığımı yükselterek daha verimli günler geçirmeme yardım etti.

Benim sabahları kendime sormayı tercih ettiğim sorular:

  • Dün ne yaptım, nasıl gitti?
  • Bugün ne yapmayı planlıyorum?
  • Bugün karşılaşabileceğim potansiyel problemler neler?

İlginizi çekebilir: Wu Wei ve Taoizm ile Hayatımızı Nasıl İyileştirebiliriz?