Arzu ile bundan altı sene önce Art of Living’in Nefes Teknikleri kursunda tanışmıştık. Arzu, Art of Living’in hem eğitmenlerinden biri hem de Türkiye temsilcisiydi. Sadece 3 gün süren bu eğitim sonunda, kendimi öyle iyi hissettim ki genç yaşına rağmen insana dinginlik ve huzur veren bu tatlı kızı da unutmadım.

Uzun yıllar hiç karşılaşmadık. Ta ki ben Live To Bloom’u kurmaya karar verip Arzu’nun kapısını çalana kadar. Geçen sene bu zamanlar, Live To Bloom’u kuracak olmanın heyecanını yaşayıp, Arzu’nun da bu işin içinde olmasından son derece mutluydum. Bu sene ise onun henüz doğmuş bebeği yeni kitabı “Zehirli Masallar”ın heyecanını paylaşıyorum. Kitabı ve röportajı keyifle okumanız dileğiyle.

Arzu’cum öncelikle ilk kitabın için seni tebrik ederim. Kitap yazmak senin için nasıl bir tecrübe oldu biraz anlatır mısın?

Çok teşekkürler Ceren.

Aslında, işe başlamadan önce kitap yazma sürecini “Oturuyorsun, sana ilham geliyor ve yazıyorsun” diye hayal ederdim. Yumuşak ve akıcı bir süreç olduğunu zannederdim. Aziz Nesin yazmıştı, rahmetli, “Ayağımı sıcak suya koyup viskimi yudumlarken yazmıyorum” diye. Çok gülmüştüm onu okuduğumda. Gerçekten de işin iç yüzünün çok başka olduğunu bu süreçte anlamış oldum. Yoğun duyguların da içinde olduğu, tutku, matematik ve simya dolu bir süreçti benim için kitap yazma süreci.

Bazı günler hangi paragrafı hangi cümleye nasıl bağlayacağıma kafa kırarak, bazı günler metin içinde bütünlüğü olmadığından çok sevdiğim paragrafları kitaptan çıkarırken içim burkularak, bazı günler de ilham kaçmasın diye duştan köpüklü çıkıp aklıma gelenleri klavyeye yetiştirmeye çalışarak yazdım Zehirli Masallar’ı.

“Ya olmazsa”ların çukuruna da düşmedim değil. “Olmazsa da, boşver bir çay koyar tekrar deneriz” diye kendimi teselli ettim hep. En çok da eşim Çağrı beni teselli etti. 

Yazdığın bir kitabın raflarda yerini aldığını görmek nasıl bir his?

Çok çılgın. Çok sevindirici. Çünkü süreç başlı başına bir macera. Sadece kitabın bittiği andan yayınlanana kadar geçen zaman ve yaşadığım içsel hallerden bir kitap daha çıkarabilirim. İnanılmaz bir dönüşüm yolculuğuydu benim için.

Aslında beni bu kitabı yazmaya yönelten şey, paylaşma ve kavuşma arzusuydu. Hepimiz kendi kendimize evimizde yalnız yalnız yaşıyoruz olumsuz duygularımızı. En makyajlı, en güzel, en şık hallerimizle dünyaya çıkıyoruz. Oysa hepimizin bir kanadı kırık. Bu nedenle anlatmak, dayanmak, paylaşmak gerektiğini düşünüyorum. Gerçek gücün; olumlu ve olumsuz tüm yanlarımızla dürüstçe kendimizi ortaya koymak, kabul etmek ve sevmek olduğuna inanıyorum.

Kitaptan biraz bahsetmek istiyorum; anneanne ve dedelerimiz, anne ve babalarımızdan bize geçen bu “Zehirli Masallar” nelerdir?

Zehirli Masallar, bize devredilen gerçeklik algısı, öğretilen yaşam biçimi. Bu yaşam biçiminin ve bu algının sonucu olarak, hayatımıza bizi ele geçiren duyguların ve düşüncelerin hapsinde devam ediyoruz. Başarı ve hırs yolunda sağlığımızı yitiriyoruz. Sentetik hayatların içinde mutlu olacağımıza inanıyoruz.

Yeni bir kitap okuyorum, Loretta Grazino Breuning’in “Mutlu Beyin” (Habits of a Happy Brain) adlı kitabı. Orada bizi hormonlarımızın yönettiğinden bahsediyor. Evet, biz küçükken, duygularımız çok körpeyken ve biz farkında bile olmadan beynimizdeki milyarlarca nöron binlerce başka nörona bağlanıyor ve böylece acıdan kaçma ve zevke tutunma alışkanlıkları kazanıyoruz. Böylece yaşama devam etmek üzere iyi-kötü bir yol haritamız oluyor. Bu alışkanlıklar yıllarca tekrarlandığı için güç kazanmış olsalar da, bizim kaderimiz değiller. Her zaman bize zarar veren düşünce ve duygu paternlerini, sağlıklı olanlarla değiştirebiliriz.

Yaşadığımız çağ, bilincin yükselme çağı. Artık hormonlarımızın yönetiminden çıkıp, bundan daha fazlası olduğumuzu görme zamanı. Uluslararası Yaşama Sanatı Vakfı’nın kurucusu, dünyaca ünlü bir barış elçisi olan Sri Sri Ravi Shankar, “İnsan hayatı, hayvanlıktan Tanrısallığa geçiştir” diyor. Sistemini öğrendiğimiz zaman duyguların esaretinden kurtulup, irade koyarak onların ötesine geçme ve özgürleşme potansiyeli var bizde. Bunun için de zihni ve nefsi eğitmek gerekiyor.

Zehirli Masallar hakkında bize kısa bir bilgilendirme yapar mısın? Kitabın bize modern dünyanın yok ettiği değerlerimizden mi bahsediyor? Affetme, sevecenlik, tevazu, şefkat gibi değerler sence neden hayatımızdan çıktı?

Kitap aslında benim kendi hikayem. Sadece modern dünyanın değerlerimizi yok ettiğini düşünmüyorum. Modern çağa bir tepki kitabı değil bu. İnsanlık tarihinden beri süregelen bir hikaye. Affetme, sevecenlik, tevazu, şefkat gibi değerler tarih boyunca ne zaman baskın olabildiler ki? Aynı zamanda da hiç gitmediler, hep bizimleydiler. Ancak güç onlarda değildi.

Artık gücü onlara vererek, bu değerleri bireyler olarak kendi içimizde yeşertmemiz gerektiğini düşünüyorum. Dünyayı liderler değil, insanlar değiştirir. Herkes kendi hayatını sevginin, affetmenin, yardımlaşmanın, iyiliğin baskın olduğu bir anlayış üzerine kurarsa, bunun sonucu olarak dünyaya da böyle liderler gelir ve dünya barışından bahsedebiliriz. Çünkü en büyük düşmanlar kendi içimizde. Önce onları yenmeliyiz. Hepsinden önce de kendimizle aramızdaki affetme, sevgi ve şefkat bağlarını sağlamlaştırmalıyız.

Zehirli Masallar için bir kendini tanıma, iyileşme yolculuğu diyorsun. Okuyuculara kitapla birlikte iyileşme yolculuğuna çıkabilmeleri için neler tavsiye ediyorsun?

Zihinsel, bedensel ve ruhsal olarak bir bütün olabilmek, yani gerçek anlamda iyileşebilmek için insanın önce hastalığının farkına varması lazım. Sonra kendini öğrenmesi lazım. Kendini öğrenmesi içinse, onu merak etmesi lazım. Bugün iletişim çağındayız. Her türlü bilgiye erişimimiz var. Kendimiz hariç. “Ben kimim?” sorusunun cevabını size arama motorlarında kayıtlı olan hiçbir kaynak veremez. İnsan her ne kadar bunun farkında olmasa da tinsel bir varlık, robotik değil.

Kadim öğretiler, insanı içten iyileştiren, dönüştüren, özgürleştiren, öz varlığını keşfetmesi için ona ışık tutan bilgileri içeriyor. Bu soruları soran insanlara kadim bilgiye eğilmelerini tavsiye ediyorum. Örneğin benim iyileşme yolculuğum yoga öğretisi üzerinden oldu. Ancak bu bir başkası için farklı bir yol üzerinden gerçekleşebilir.

En çok hangi tür kitapları, hangi yazarları okuyorsun? “Bir kitap okudum ve hayatım değişti!” dediğin bir kitap var mı?

Orhan Pamuk’un “Yeni Hayat” kitabını okuduğum zaman on yaşındaydım. İnanılmaz etkilenmiştim. Günlerce etkisinden kurtulamadığım bir kitaptı. Şu anda ikinci kitabımı bu konuda hazırladığım için en çok sevgi üzerine yazılmış kitapları okuyorum. Bu ara sinir bilime (nöroloji) merak sardım. Eşim Çağrı Dörter’in kadim bilgelik hakkındaki kitaplarını okuyorum.

Ağır tasavvuf bilgisini bugünün diline çeviriyor ve günümüz dertleri üzerinden işliyor. Sonra düşünürler ve yaşadıkları çağa yön veren fikirleri beni çok heyecanlandırıyor. Yaşamış ve yaşamakta olan bilgelerin kitaplarını okuyorum. Yerli kültürler ve yaşam biçimlerini merak ediyorum. O kadar çok kitap ve yazar var ki sevdiğim, okuduğum…

Hayatımı değiştiren bir tek kitap olmadı. Hepsi birlikte ufak ufak değiştirdiler ve değiştirmeye de devam ediyorlar. Kitapların kutsal olduğuna inanıyorum ben. Eskiden beri çok severim kitapları, kitap kokusunu, kitap olan mekanları. Güven verir bana. Bilginin olduğu yerde karanlıklar dağılır çünkü. Belki ondan…

Yazmak için bu türü seçmenin sebebi ne oldu? Türkiye’deki kişisel gelişim kitapları hakkında ne düşünüyorsun?

Aslında bir tür seçtim diyemem. Yazmaya başladım sadece. İlk denemem otobiyografi şeklindeydi. Sonra onu daha akışkan bir hale gelmesi için romana çevirdim. Yazarken tek bir motivasyonum vardı, o da paylaşmak. Acısını, tatlısını, inişini, çıkışını, karanlığını, aydınlığını… Çünkü hayatın tek olduğuna inanıyorum. Olaylar değişse bile yaşadığımız duygular aynı duygular. Saklayacak bir şey yok. Kimden neyi saklıyoruz?

Ben hayatı tüm iniş-çıkışlarıyla yaşarken çok yalnız hissettim kendimi. Sadece benim başıma böyle şeyler geliyor sandım. Issızlaşıyorsun o zaman. Daha da yalnızlaşıyorsun. Yaşadığım hayata dair idrak ve akabinde yoga öğretisiyle tanışmamın ardından insanın ontolojik gerçeğini fark ettim. Zehirli Masallar’ı bu ıssızlaşmaya biraz da olsa merhem olabilmek adına yazdım.

Kişisel gelişim kitaplarının sayısı artmalı. Yazmalıyız. Paylaşmalıyız.

Bundan sonraki projelerin nedir?

Bir sonraki kitabı hazırlıyorum şu anda. O, aşk hakkında. Özerk iki kişinin bir ilişkiyi aşkla, sevinçle, bağlılıkla, ilk günkü gibi devam ettirmesinin çok zor olduğunu düşündüğüm için “evliliğimi beş sene uyumlu bir şekilde ve sıradanlaşmadan devam ettirebilirsem, bu konu hakkında kitap yazacağım” diye söz vermiştim kendime. Bu sene altıncı senemiz ama aslında on senedir beraberiz. İşi duyguların akışına bıraktığın zaman olmadığı kesin ama bir formülü var aşkı yaşatmanın sanırım. O formülü paylaşıyorum, hazırladığım yeni kitapta.

Bize biraz da yazma ritüelinden de bahseder misin?

Nefes egzersizlerinden sonra saat dokuzda, sabah kahvesiyle bilgisayar başına oturuyorum, akşam onbire kadar. Eğer kitap hazırlıyorsam okuma, yazma, araştırma rutinim bu. Ara verdiğim zamanlar yemek yapıyorum, bitki bazlı yeni tarifler deniyorum. Meditasyon molaları veriyorum. Yoga yapıyorum. Eğer yazmaktan veya yeni bilgi akışından beynimiz yanmışsa o akşam Çağrı’yla bir film izliyoruz. Ara sıra akşam yemeği ve arkadaşlar, onun dışında tüm zamanlı dikkatim ve aklım kitapta oluyor.

İlginizi çekebilir!