İnsan popülasyonu çoğalıp Dünya kaynakları hızla tükenirken sürdürülebilir yaşam farkındalığına olan ihtiyacımız günden güne artıyor. Sürdürülebilirlik konseptini yakından inceleyebilmek adına Uluslararası Sürdürülebilir Yaşam Derneği Başkanı Prof. Dr. Emine Aksoydan’a merak ettiklerimizi sorduk.

1. Sürdürülebilir bir yaşamı nasıl tanımlıyorsunuz?

Sürdürülebilir yaşam; bireyin ya da toplumun, Dünya’nın doğal kaynaklarını ve bireylerin kişisel kaynaklarını etkin, özenli, sorumlu şekilde kullanımını içeren bir yaşam tarzını tanımlar. Sürdürülebilirliğin yaşam biçimine dahil edilmesi, bireylerin yaptıkları seçimlerin gıda, ürün ve enerji kullanımı üzerindeki etkisinin farkında olmaları anlamına gelir.

2. Sürdürülebilir yaşam felsefesinin toplum bilincinde oluşturmayı amaçladığı iyileştirmeler nelerdir?

Sürdürülebilirlik, doğa ile insan arasındaki dengeyi koruyan ve geliştiren dinamik bir süreçtir. Sürdürülebilir bir gelecek; şimdiki ve gelecek nesillerin yaşam kalitesi ve refahı için, doğal kaynakların doğru kullanımı, doğa dostu beslenme ve gıda sistemleri, çevreye duyarlı teknoloji kullanımı, yenilenebilir enerji kullanımı, sağlıklı bir çevre, kaynakların eşit dağıtımı, ekonomik refahın ve sosyal adaletin eş zamanlı olarak sağlanması demektir.

Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Komisyonu, sürdürülebilirlik kavramını “Gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme olanağından ödün vermeksizin bugünün ihtiyaçlarını karşılayabilecek kalkınma düzeyinin sağlanmasıdır.” şeklinde tanımlamıştır.

Sürdürülebilirlik, insanların yaşam için doğru seçimler yapması ile sağlanabilir. Yanlış seçimler hem çevreye hem de insan sağlığına zarar vermektedir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, Dünya genelinde her yıl 13 milyon ölüm ve dünyadaki hastalıkların yaklaşık dörtte biri önlenebilir çevresel nedenlerden kaynaklanmaktadır. Çevresel nedenler arasında beslenme, hareketsiz yaşam ve çevre kirliliği ilk sıralarda yer almaktadır. Sürdürülebilir yaşam tarzı ile bu nedenler ortadan kaldırılabilir.

3. Bu konsepte göre beslenme, doğayla ilişki, giyim, barınma gibi alışkanlıklar nasıl şekillenmelidir?

Üzerinde yaşadığımız gezegen insanlar tarafından hoyratça kullanılmaktadır. Kullanılan enerjiden, giysilere ve yaşamı sürdürmek için en temel gereksinim olan beslenmeye kadar tüm gereksinimler büyük ölçüde gezegene zarar vererek karşılanmaktadır ve bu zarar için olumlu yönde bir geri dönüşüm mümkün değildir. Ancak, hemen şimdi yaşam biçimine ilişkin uygulamalarımızı, alışkanlıklarımızı olumlu yönde değiştirmeye başlarsak şu anda var olan durumdan daha kötüye gidişi durdurabiliriz.

İlginizi çekebilir: Plastiksiz Temmuz: Plastik Gezegende Temiz Başlangıç

Bunun için en temel yaklaşım gezegene salınan karbon miktarını azaltmaya yönelik uygulamalardır. Beslenme açısından ele alındığında, hayvansal besinler özellikle de kırmızı et üretimi için yüksek düzeyde karbon salınımı olmaktadır. Kırmızı et sağlayan hayvanların beslenmesinden soframıza besin olarak ulaşma aşamasına kadar olan tüm süreçler gezegene ve doğaya zarar vermektedir. O halde ilk yapılacak iş kırmızı et ve diğer hayvansal kaynaklı besinlerin tüketimini azaltıp bitkisel kaynaklı beslenmeye geçmektir.

Karbon salınımını artırmaya neden olan bir diğer faktör besinin masamıza ulaşana kadar katettiği mesafedir. Tükettiğimiz besinler yaşadığımız bölgeden ne kadar uzakta üretiliyor ya da paketlenip geliyorsa o kadar fazla karbon salınımına neden olur. Bu nedenle yerel besinleri ve mevsimine uygun, doğal ve ambalajsız besinleri tüketerek sürdürülebilirliğe katkı verebiliriz.

Beslenme ile ilgili önemli diğer bir konu gıda atıklarıdır. Dünyada yılda üretilen 3.9 milyar ton yiyeceğin 1.3 milyar tonu (1/3’ü) israf edilmektedir. Bu israfa karşılık 800 milyondan fazla kişi açlıkla karşı karşıyadır. Oysa israf olan bu gıdalar 800 milyonun dört katı kadar insanı doyurabilecek miktardadır. Beslenme alışkanlıklarımızda gıda israfını önleyecek şekilde bir yaklaşım benimseyerek tüketeceğimiz miktarın fazlasını tabağımıza almamalı, artan ekmek ve yemekleri değerlendirerek atılmasını engellemeliyiz.

İlginizi çekebilir: Gıda İsrafı: Geleceğini Çöpe Mi Atıyorsun?

Doğayla ilişkilerimizde suyu dikkatli kullanarak israf etmemek, hayvan ve bitki örtüsüne zarar verecek tarım ilaçları, böcek ilaçları vb. kimyasalları kullanmamak, kağıt kullanımını azaltmak, pet şişe gibi tek kullanımlık plastikleri kullanmamak, ağaç dikmek, atıkları azaltmak, geri dönüşüme önem vermek, fosil yakıtları kullanmamak gibi  karbon ayak izimizi azaltacak  bir yaşam biçimini benimsemek önemli ve önceliklidir.

Giysi seçiminde yapay (sentetik vb.) maddelerden üretilenler yerine doğal maddelerden (pamuk, keten vb.) olanları tercih ederek karbon salınımının azalmasına katkı verebiliriz. Sentetik giysiler ve plastik ürünler hem insan sağlığına doğrudan zarar vermekte hem de yıkandıklarında atık sulara saldıkları mikroplastiklerle özellikle deniz ve okyanusların kirlenmesine ve bu sularda yaşayan canlıların ölümüne neden olmaktadır. Ayrıca kışın kalorifer, klima gibi ısınma araçlarını fazla kullanmak yerine kalın giysilerle vücut ısısını korumaya çalışmak fosil yakıt kullanımını azaltarak doğayı korumaya katkı verecektir.

İlginizi çekebilir: Plastik Okyanus

Barınma için yaşadığımız ortamlarda doğal malzemelerin kullanılması, ısı yalıtımına dikkat edilmesi ve fosil yakıtla ısınma yerine doğal ısı (güneş enerjisi gibi) kaynaklarının kullanılmasına dikkat edilmelidir.

4. Sürdürülebilir Yaşam Derneği (SUYADER)’den bize bahsedebilir misiniz? Toplumun sürdürülebilirlik alanında bilinçlenmesi konusunda fayda sağlayacak projeleriniz ve çalışmalarınız neler?

Sürdürülebilir Yaşam Derneği (SUYADER), sürdürülebilir yaşam kapsamında, dünyamızın daha yaşanabilir hale getirilmesi ile sınırlı kaynakların daha verimli kullanılabilmesi ve gelecek nesillere daha iyi bir dünya bırakmak amacıyla bilgiler üretip, bu bilgileri yaşam pratiğine dönüştürme hedefiyle akademisyenler, sosyal bilimciler ve proje yönetim uzmanları tarafından 2018 yılında kurulmuştur.

Günümüz dünyasında, artan nüfus, hızlı tüketim, hareketsiz yaşam, yanlış beslenme alışkanlıkları, betonlaşan şehirler, ekonomik istikrarsızlık sonucu mutsuz ve gelecekle ilgili kaygıları olan insanların sayısı hızla artmaktadır. Kronik hastalıklar, temiz ve güvenilir suya ulaşmada sorunlar, gıda güvencesizliği ve açlık gelecekte tüm toplumları tehdit eden sorunların başında gelmektedir.

SUYADER; bu sorunların hızla büyümesinin önüne geçebilmek amacı ile projeler, araştırmalar, yayınlar aracılığı ile bireylere, ailelere, topluma ve sürdürülebilirlikle ilgili diğer tüm paydaşlara bilgi, yönlendirme ve danışmanlık hizmetleri sunarak toplumu oluşturan bireylerin sürdürülebilir bir yaşama katkı vermelerini sağlayacak etkinlikler, aktiviteler planlamakta ve hayata geçirmektedir.

SUYADER, kuruluşunun ilk yılında olmasına rağmen pek çok faaliyete imza atmıştır. 2019 yılının mart ayında Türkiye’de ilk kez gerçekleşen Uluslararası Sürdürülebilir Yaşam Kongresi’ni düzenleyerek sürdürülebilir yaşam kapsamındaki konuların uluslararası uzmanlarla tartışılmasını sağlamıştır. Kongre sonunda, kongrede tartışılan konular ve akademisyenlerin sunumları e-kitap olarak basılarak bu güncel konulara ilişkin çözümlerin kalıcı hale gelmesi sağlanmıştır. 2021 yılında bu kongrenin ikincisi yapılacaktır.

Yerel yönetimlerle ve diğer sivil toplum kuruluşları ile iş birliği yaparak sürdürülebilir yaşam kapsamında projeler üretmekte ve gerçekleştirmekteyiz. Örneğin Ankara Yenimahalle Belediyesi ile “Alzheimer Gündüz Bakımevi” projesini, Buğday Derneği ile “Zehirsiz Sofralar” projesini yürütmekteyiz.

Çocukların ve gençlerin sürdürülebilir bir yaşam konusunda farkındalıklarını artırmak üzere ilköğretim, ortaöğretim okullarında ve üniversitelerde konferanslar düzenliyoruz. Belediyeler ve diğer kurumların personeline eğitimler veriyoruz. Önümüzdeki günlerde de “gıda israfının önlenmesi” konusunda geniş kapsamlı bir kampanya başlatacağız.

5. Sürdürülebilir yaşam bilincinin gelişebilmesi için atılabilecek temel adımlar nasıl sıralanabilir?

Öncelikle “Sürdürülebilir yaşam neden önemlidir?” sorusunun yanıtını toplumda yaşayan her bireyin öğrenmesi ve bu konudaki farkındalıklarının artması gereklidir. Gelecek nesiller için daha yaşanabilir bir Dünya bırakmak zorundayız ve bunun için şu anda var olan kaynakların bilinçli kullanılması gereklidir.

Yaşam biçimi alışkanlıklarımızı yeniden gözden geçirip doğaya zarar veren her türlü davranışı olumlu yönde değiştirmeliyiz. Bu davranışlar; beslenme, ulaşım, satın alma, atıklar, giyinme, fiziksel aktivite, hayvanlar ve bitkilerin yaşamına saygı gösterme, dezavantajlı grupların haklarını savunma, adil paylaşım şeklinde sıralanabilir.

Gelecek nesiller için daha yaşanabilir bir Dünya bırakmak için:

  • Üretiminde doğaya zarar veren besinlerin tüketimini azaltma,
  • Mevsiminde ve yerel besinlerle beslenme,
  • Yerel üreticileri destekleme,
  • Doğa dostu ulaşım araçlarını kullanma,
  • İhtiyacımız kadar satın alıp gereksiz harcama yapmama, 
  • Onarılabilecek eşyaları atmak yerine onarma,
  • Plastik kullanımını azaltma,
  • Tek kullanımlık plastikleri kullanmama,
  • Gıda, giysi, eşya alışverişinde israftan kaçınarak ihtiyacımız kadar satın alma,
  • Atıkları azaltma,
  • Doğa dostu maddelerden üretilen giysileri kullanma,
  • Tarım ilaçları ve kimyasal temizlik maddeleri, böcek ilaçları vb. kullanımını bırakıp doğal olanları kullanma, 
  • Fiziksel olarak aktif olma,
  • Denizleri kirletmeme,
  • Hayvanlara ve bitkilere zarar vermeme,
  • Ağaç dikme,
  • Engelliler, yerinden edinilmişlere, yardıma ihtiyacı olan bireylere destek olma ve haklarını gözetme,
  • Gelir dağılımında eşitliğe önem verme,
  • Tüm canlıları sevme ve koruma konularında duyarlı olmak zorundayız.
Lıve To Bloom

Daha iyi bir seçim yaptık ve yaşama çiçek açtık!...

DAHA FAZLASINI OKU

BLOOM SHOP