Sağlıklı beslenmek deyince, aklınıza sadece yiyecekler gelmesin. Bu yazımda hem fiziksel hem zihinsel hem de ruhsal olarak sağlıklı beslenme konusuna değinmek istiyorum. 

Fiziksel olarak sağlıklı beslenmek konusu açıldığında, aklıma hep Michael Pollan’ın “Sadece insanlar ne yiyeceklerini başkalarına sorarlar” sözü geliyor. Bu konuda çok yazılar yazdım. Biz, ne yiyeceğini bilen varlıklarız. Unutmuş olabiliriz, unuttuysak da bunu hatırlamalıyız. Bunu bu kadar rahat söylüyorum çünkü çok uzun zaman yeme bozukluklarıyla mücadele etmiş biri olarak neyin yiyecek olup neyin yiyecek olmadığını 25 sene sonra öğrendim.

Özetle makrobiyotik beslenme nedir?

Hindistan’da Ayurveda, Amerika’da ise kaynağını Çin Tıbbı’ndan alan bir öğreti olan makrobiyotik beslenme ve yaşam biçimlerini öğrendim. Her iki öğretinin arasında farklılıklar olsa da en önemli ortak noktaları şu; insan bedeni tahıl, bakliyat, mevsim sebze ve meyveleri ve çiğ kuru yemişlerle beslenmek için tasarlanmıştır.

Hayvansal gıdaların sindirimi daha zor, yukarıda saydığım yiyeceklerin sindirimi ise daha kolaydır. Bu, bilimsel bir gerçek. Ama siz yine de yalnızca bana inanmayın, kendi bedeninize de danışın.

Sağlıklı beslenmenin ve bedeninize iyi bakmanın belli ana hatları var:

  • Beyaz şekeri kesin.
  • Beyaz unu kesin.
  • Bulunduğunuz bölgede yetişen yiyeceklerle beslenin.
  • Tabaklarınız renkli olsun: Bir çeşit tahıl, bir çeşit bakliyat, mevsim sebzeleri, koyu yeşilliklerle doldurun. Çorbayı ihmal etmeyin.
  • Paketlenmiş gıdaları hayatınızdan çıkarın.
  • Hayvansal gıdaları azaltın.
  • Yiyeceklerinizi çiğneyin. Ayurveda’da yiyeceklerinizi için, içeceklerinizi yiyin diye bir söz var. Sindirim ağızda başlıyor. Bu yüzden yiyeceklerinizi 4 kere çiğneyip yutmayın.
  • Mutsuzken ve stresliyken yemek yemeyin.
  • Yemeği bir ritüel haline getirin. Çünkü beslenmek kutsal bir aktivite. Bedenimiz bir tapınak. Tapınağa ibadet etmeye gidiyorsunuz gibi düşünün.
  • Yemekten yüzde 75 doymuş kalkın.

Bunlar temel hatlar, aslında daha pek çok nokta var sayabileceğimiz. Ama fiziksel beslenmeden daha önemli olan nokta, zihinsel olarak da sağlıklı beslenmekten geçiyor.

Nasıl zihinsel olarak sağlıklı besleniriz?

Burada “zihin” kelimesinden şunu anlayabiliriz; duygu, düşünce dünyamız, hafızamız, yani yaşadıklarımızdan depoladıklarımız, zekamız, yani yargı mekanizmamız ve kendimizi kimliklendirdiğimiz egomuz. Bütün bu mercilerin de sağlıklı beslenmesi gerekiyor ki, sağlıklı bir bünyeden bahsedebilelim.

1. Duygu ve düşüncelerinize karşı sorumluluk alın

Genellikle olumsuz duygu ve düşüncelerimizden başkalarını sorumlu tutuyoruz. Onlar yüzünden çeşitli duyguları yaşadığımıza inanıyoruz. Oysa her türlü duygu ve düşüncemizden biz sorumluyuz. Her zaman farklı bir yaklaşımı seçebiliriz. Duygu ve düşüncelerimizden başkalarını sorumlu tutmak gücü onlara vermek demektir.

2. Meditasyon yapın

Zihindeki tortuları temizlemek için meditasyon, nefes egzersizleri ve yoga yapın. Meditasyon hem daha kolay odaklanmanızı, hem kendinizi daha iyi anlamanızı hem de düşünce birikimlerinden kurtulmanızı  sağlar.

3. Kitap okuyun

Kitap okumak insanın bakış açısını genişletir. Olayları farklı perspektiflerden görebilmemize yardımcı olur. Yeni bilgi, beyni aktive eder ve genç tutar.

4. Dönüşün

Değişime, yeni fikirlere, sizden farklı olana açık olun. İlham aldığınız kaynaklardan beslenin. Bir gün sağ elinizde diş fırçalıyorsanız bir gün sol elinizle fırçalayın. Farklı kelimelerle cümleler kurun. Her zaman verdiğiniz yanıtları, tepkileri, cevapları değiştirin.

Nasıl ruhsal olarak sağlıklı besleniriz?

Ruhumuz zaten besili. Ama ruhun doygunluğunu, mutluluğunu hissetmek, onu duyabilmek, onunla bağ kurabilmek adına bir şeyler yapabiliriz.

Yaratmak mesela. En etkin ruhla buluşma yolu yaratıcılık. Yaratıcılığa ne kadar vakit ayırıyorsunuz? Yeni yemekler, müzikler, tiyatro, resimler yaratmak… 

1. Doğada vakit geçirin

Doğayla aranızda nasıl bir iletişim var? Doğada ne kadar vakit geçiriyorsunuz? Doğada vakit geçirmek kendi doğanıza da bağlanmanıza ve ruhunuzla bağ kurmanıza yardımcı olur.

2. Kimlerle vakit geçiriyor ve neler konuşuyorsunuz? Gözden geçirin

“Çevrenizde en çok vakit geçirdiğiniz 5 kişinin ortalamasısınız” demiş Jim Rohn.

Siz kimlerle vakit geçiriyorsunuz? Neler konuşuyorsunuz? Şikayet, dedikodu, korku, kaygı gibi olumsuz duygularınızı beslediğiniz dostlarınız mı var yoksa üretken, neşeli ve pozitif mi?

3. Neye inanıyorsunuz tekrar düşünün

İç aleminizi gözlemleyin. İçinizdeki sesleri, o seslerin yarattığı kafesleri fark edin. “Sen yapamazsın” “Sen bunu hak etmiyorsun” “Sen sevilmeye değmezsin” “Zaten her erkek aldatır” “Kadınlara güven olmaz” “Evlenip çocuk yapmalısın” “Hayat bir mücadele” “İş demek stres demek” “Eğlenerek para kazanılmaz” “Para her an kaçabilir” “Artık benden geçti!” “Aşka inanmıyorum artık” “Yaşlandım” “O öyle olmaz” “Bu böyle yapılmaz” gibi gibi… Anne babamızdan, konu komşudan, kültürden, toplumdan, yaşadığımız çağdan bize aktarılan binlerce hurafeyle dolu içimiz. Neye inandığınız gerçekliğinizi yaratır. İnançlarınızı gözlemleyin, sorgulayın ve size hayrı olmayanlardan kurtulmanın yollarını arayın. Özgürleşin.

Ruhunuzu özgürlüğünüzün yanı başında bulacaksınız…

İlginizi çekebilir!