Marianne Williamson’un “Sevgiye Dönüş” adlı kitabı, “Mucizeler Kursu”nun harika bir yorumu. Sizlere, bu kitaptan önemli olduğunu düşündüğüm kısımlarından bazı alıntılar yapmak istiyorum.

Başlamadan önce kendi kitabımdan alıntı yapacağım…

“Zehirli Masallar” adlı kitabımda, kendi hikayem üzerinden, yaşamın anlamı ve hakkıyla yaşamanın yolları hakkında yanlış bilgilendirildiğimizi anlatmak istedim. Kitabın arka kapak yazısında da yazdığım gibi:

“Anne babalarımız, anneanne ve dedelerimiz, onların anne babaları, anneanne ve dedeleri; tarih binyıllardır anlattığı masallarla bizi zehirledi. Çoğumuzun sorgulamadan kabul ettiği bu yalanlar, nesillerden nesillere kıymetli bir mirasmışçasına aktarıldı. Şu anda esenlikten bu denli uzaksak bu masallar yüzünden. İhtiras, vesvese, şüphe, açgözlülük, öfke, kıskançlık, şehvet, kin ve kibir tarih boyunca masa altından tüm çocuklara süslü kıyafetler olarak bayram havasında şenliklerle giydirildi. Paylaşma, sevecenlik, affetme, tevazu, sükunet, şefkat tozlu raflara kaldırıldı. Ailelerimizin, çevremizin, kültürümüzün bağışıklık kazanılmış bir salgın gibi içinde yaşadığı bu hasta duyguların arasında ister istemez biz de zehirlendik. Buna rağmen, hayatımız boyunca içimizi tırmalayan bir şeyler oldu. Bir iç sıkıntısı. Bir rahatsızlık. Bir yabancılık. Bastırmaya, saklamaya, hatta parçalamaya çalıştığımız bir arayış. İhtirasla peşine düştüğümüz hiç bir hedef bize vaat ettiği esenliği sağlayamadı. Ve biz iyileşmenin bir yolunu bulamadığımızdan tarih durmamacasına hep kendini tekrar etti. Artık başka bir yol aramanın zamanı gelmedi mi? Bildiklerimizi zorlayacak, zehrimizi akıtacak, ezber bozacak yeni bir yol?”

Biz ego üzerinden, sürekli onu yüceltmeye yönelik hayatlar yaşıyoruz.

Bu koşullanma dolayısıyla, günümüzün trendi, karşımıza çıkan tüm kadim öğretileri de bir şekilde ego pompalama malzemesine çevirmek. “Sevgiye Dönüş” kitabı, bu ego kaynaklı bizi doğamızdan uzaklaştıran hatalı koşullanmaları somut ve yalın bir dille anlatıyor. Hissettiklerimi bir de burada okumak beni son derece heyecanlandırdı.

İşte “Sevgiye Dönüş” kitabından vurucu kesitler:

“Bugünlerde, yaşadığımız her şeyin suçunu ebeveynlerimize yüklemek bir hayli popüler oldu. Özgüven eksikliğimizin onlar yüzünden olduğu çıkarımına varıyoruz. “Onlar farklı olsalardı, kendimize karşı sevgi ile dolup taşabilirdik” diyoruz. Ama ebeveynlerimizin bize karşı olan davranışlarına daha yakından baktığınız zaman, bize ne tip bir zarar vermiş olurlarsa olsunlar, bizim bugün kendimize verdiğimiz zararın yanında hafif kalıyor.”

Artık çok az kişi sevgiyi yeteri kadar hissediyor çünkü dünya sevgisiz bir yer haline geldi. Birbirimize karşı her an sevgi duyduğumuz bir dünyayı hayal dahi edemiyoruz. Kavga etmediğimiz için savaşların olmadığı, birbirimizi beslediğimiz için açlığın olmadığı, kendimizi, çocuklarımızı ve gezegenimizi çok sevdiğimiz için çevre kirliliğinin olmadığı bir dünyayı… Önyargının, baskının ve şiddetin hiçbir şeklinin olmadığı bir dünyayı… Acının olmadığı, sadece huzurun ve barışın olduğu bir dünyayı… Belki farkında değiliz ama biz şiddet eğilimli insanlarız, fiziksel olarak değil belki, ama duygusal anlamda.”

İlginizi çekebilir: Henüz Gerçek Sevgi ile Tanışmamış Olabilir Miyiz?

Zihninizdeki sevgi, yaşamınızdaki sevgiye dönüşür. Cennetin anlamı budur. Zihninizdeki korku, yaşamınızdaki korkuya dönüşür. Cehennemin de anlamı budur.”

“Biz korkmayı öğrendik, sadece olduğumuz gibi var olarak yeterli olmadığımız hissine kapılıp, korkmayı. Korku öğrenmeyi tetiklemez. Bize yolumuzu şaşırtır. Bizi engeller. Bizi nevrotik bir hale getirir. Daha ergenlik çağına gelmeden çoğumuz ciddi anlamda yaralar aldık. Sevgimiz, kalbimiz, benliğimiz bizi seven ve sevmeyen kişilerce sürekli hükümsüz kılındı. Bu sevgi eksikliğinde, yavaş ve emin adımlarla parçalandık.”

“Egonun kendine has sahte bir yaşamı vardır. Tüm yaşam formları gibi o da hayatta kalmak için savaşır. Ego, bir bilgisayarda tüm sisteme zarar veren bir virüs gibidir. Bizi aslında hiç var olmayan korku ve acının varmış gibi göründüğü karanlık bir paralel evrene sokar.”

İlginizi çekebilir: Özgüven ve Ego Arasındaki 4 Fark

“Yaşamlarımıza karşı sorumluluk almak, düşüncelerimize karşı sorumluluk almak demektir.”

“Sorumlu yetişkinler olarak aktif olmayı, maskülen bir doğaya sahip olmayı ve istediğimizi almayı, yaşamımızı kontrol etmeyi ve tuttuğumuzu koparmayı öğrendik. … Herhangi biri gelip de akışa bırakmaktan, biraz gevşemekten, hafiflemekten bahsettiğinde histerik bir hale bürünüyoruz. Zaten halihazırda yeterince iyi olmadığımız hissiyle dolup taşarken, en son hayal edebileceğimiz şey, olduğumuzdan daha da pasif bir hale gelmek.

“Aktif enerjinin eksikliğinde pasif enerji tembelliğe dönüşür. Ama pasif enerjinin eksikliğinde aktif enerji zorbalığa dönüşür. Eril, agresif enerjinin fazlası maço, kontrolcü, dengesiz ve doğaya aykırıdır.

“Aslında iddialı bir gerginlik başarının yolunu keser çünkü bizi hem fiziksel hem de duygusal anlamda kasılmış bir halde tutar. Bize enerji veriyormuş gibi görünse de aslında beyin için beyaz şeker gibidir. Kısa süreli bir yükselme hissinin ardından hızlı bir düşüşe sebep olur. Zihni rahatlatmak, dinlendirmek, yani teslimiyet ise sağlıklı beslenmek gibidir. Bize kısa süreli ani enerji sağlamaktansa, uzun vadede çok daha fazla enerji verir.

“Galaksileri bir arada tutan kuvvetin bizim yaşamlarımızdaki görece ufak durumları idare edebileceğine güvenin.”

Affetmek, dünyayı iyileştirmek adına sağlayabileceğimiz en büyük katkıdır. …. Radikal bir af, hem özel hayatta hem de toplu dramanın içinde geçmişi tamamıyla bırakmak demektir.”

İlginizi çekebilir: Affetmek Özgürleştirir! Affetmenin 5 Yolu

“İnsanların kafasında sürekli yeterince başarılı olup olmadıkları, en iyi senaryoyu yazıp yazmadıkları, en güçlü şirketi kurup kurmadıkları var. Ancak dünyayı kurtaracak olan bir tane daha harika roman, harika film ya da harika şirket değil. Dünya ancak harika insanların belirmesiyle kurtulabilir.

“Çocuksuluk, gerçekten önemli olan işlerle temel bağlantımızı kaybetmek ve nihayetinde çok da önemli olmayan şeylerle meşgul olmaktır.”

“Esas soru “Ne tür bir Tanrı çocukların aç kalmasına göz yumar?” değil, ‘Ne tür bir insaniyet çocukların aç kalmasına göz yumar?’ olmalıdır.”

“Birini parmakla göstermek, onu yargılamak o kişiyi değiştirmez. Merhamet duyarak ve affederek değişim ve iyileşme adına daha hızlı cevap alabiliriz.

“Burada mucize, hapishaneleri cezaevleri olarak değil, rehabilitasyon merkezleri olarak görmektir. Onların amacını bilinçli olarak, korkudan sevgiye doğru değiştirdiğimizde, iyileşme adına sonsuz olasılıklar yaratmış oluruz.

“Egonun bizim görmemizi istemediği şey, öncelikli olarak kurtulmamız gereken silahların kendi kafamızdaki silahlar olduğudur.”

“İlişkilerimizdeki acının sebebi insanları tam da oldukları gibi kabul etmekteki başarısızlığımızdır.”



Arzu Özev

1983 yılında İstanbul’da doğan Arzu, Saint Joseph Lisesi’ni bitirdikten sonra University of Massachusetts Amherst’te psikoloji okuduğu yıllarda, Sudarshan Kriya nefes tekniği ve yoga öğretisiyle tanıştı. Hindistan başta olmak üzere, Yeni Zelanda, Güney Afrika, ABD ve Almanya’da kişisel gelişim ve yoga konusunda birçok eğitim alarak, sertifikalı eğitmen oldu. Dünya çapında 150...

DAHA FAZLASINI OKU

BLOOM SHOP