Yeni yılın ilk ayındayız; yine bir heyecan, bu yıl şunu da yapsak, şuraya da gitsek fikirleri ve niyetler havada uçuşan beyaz kar tanelerine eşlik ediyor.

İşte yeni yıl zamanının böyle bir güzelliği var: Bir “mümkün” enerjisi… Sanki sıfır noktasındaymış gibi bir sürü olasılıkları masaya getiriyor, genelde yapılan “Nasılsa olmaz, çok istiyorum ama nerede?” tavrının yerini adeta bir Noel Baba kıyafetine bürünmüş içimizdeki Nasrettin Hoca alıyor ve tüm gelen fikirlere diyor ki: Ya tutarsa…

Bunu duyan içimizdeki çocuk sevinçle ellerini çırparak gökyüzüne bir sürü dilek uçurtmaları gönderiyor.  Tüm potansiyellerin doğum yeri işte burası, bu kapıyı açıp içeri davet ediyoruz yeniyi.

Peki nasıl bir kapı bu kapı? 

“Beyaz sayfa” kapısı

Elbette ki cennet-cehennem fıkralarındaki önünde melek ya da zebanilerin durduğu bir demir kapı değil.  Burası benim için bir “beyaz sayfa” kapısı.

Boşluk, temiz bir başlangıç, her türlü yeninin yazılabileceği potansiyel bir alandır beyaz sayfa. Hep bir tarafımız bir beyaz sayfa açmak ister hayatta aslında.  Ama aynı zamanda çok da korkutucu bir yer olabilir bu beyaz alan.  Boşluk bilinmezdir, tanımsızdır ve çoğu kez bilinmez yerine tanımlı olanı ve üstelik bazen işe yaramadığını bile bile alışık olduğumuz konfor alanını tercih ederiz; kendimizi boşluğa bırakamaz ve o beyaz sayfayı deneyimleyemeyiz.

Bilinmeze uzanan hikaye

Bir hikayeye göre çok büyük topraklar sahibi Maho Ağa’nın her gün arazilerinde yürüyüş yapma alışkanlığı vardır.  Yine günlerden bir gün yürüyüş yaparken arazideki bir kayalık kenarında Maho Ağa’nın ayağı takılır, dengesini yitirir ve uçurum aşağı yuvarlanır.

Aşağıya hızla düşerken kayalıktan çıkmış bir dal parçasını yakalar ve can havliyle ona tutunur.  Bir yandan tüm kuvvetiyle dala asılırken, tüm nefesiyle de yardım için bağırır: 

“Kimse yoooh mi? Kimse yooh miii?” Hiç ses gelmez; dal bükülmeye, Maho Ağa da asılmaya devam eder.  Bir süre sonra tekrar seslenir: “Kimse yoooh miii?” Yine ses yoktur. Böyle boş çıkan birkaç seferden sonra artık iyice tükenmeye yakın tekrar seslenir Ağa: “Kimse yoooh miii?”

Bu sefer tok ve kuvvetli bir ses cevap verir: “Ben varım.”

Maho Ağa heyecanla bir toparlanır ve sorar: “Sen kimsin?” 

Ses cevap verir:  “Ben Tanrıyım”.

Maho Ağa tamam yırttık sevinciyle yakarır, “Tanrım şükürler olsun, kurtar beni buradan!” Ses cevap verir, “Evet Maho Ağa, tüm yaşamını ve acını görüyorum, artık güvendesin, şimdi ellerini bırak ve bana gel!”

Şok halinde Maho Ağa bir süre öyle kalakalır sessizlik içerisinde, ancak bir süre sonra enerjisini toplayabilir ve seslenir: “Başka kimse yoooooh miiii?”

Aynı hikayedeki Maho Ağa gibi kendimizi bilinmeze teslim etmektense sadece kafamızdakine körü körüne sadık kalabiliyoruz bazen.  Korkular, endişeler ve toplumun yerleşik duygu, düşünce ve davranış kalıpları ağır basıyor bu yüzden kendi tanımımıza göre “güven”de kalmayı ve denememeyi seçiyoruz. 

Oysa kim bilir bizi büyütecek, geliştirecek ve belki çok daha mutlu edecek hangi olasılıklar var bu bilinmeyende? Ya boşluk diye kaçtığımız boş, bilinmez ve tekinsiz bir yer değil de tüm potansiyellerle dolu bereketli bir alansa? 

Hopilerin bilgeliği

Fotoğraf: whitewolfpack.com

Hopi Kızılderileri’nin bilge büyükleri Maho Ağa’ya şöyle cevap veriyor:

Bu çok güzel bir zaman olabilir, seçimini bilgece yap!

Çok hızlı akan bir nehir var (ışık nehri)
Öyle büyük ve kuvvetli ki bazıları korkacaklar, kıyıya tutunmaya çalışacaklar,
Parçalandıklarını hissedecek ve çok acı çekecekler.
Bil ki nehrin gittiği, varacağı bir yer var (daha yüksek bir amacı ve planı)
Büyüklerimiz diyor ki, kıyıyı bırak, kendini nehrin ortasına it, gözlerini aç ve başını suyun üzerinde tut (Akışın kendisi ol…)
Orada seninle birlikte kim var bak ve birlikte kutla…

Her şeyin çok hızlı değiştiği, gün geçtikçe daha da kayganlaşan ve dönüşüm halinde olan bu dünya zemininde nasıl olup da akışa güveneceğiz, nasıl güvende hissedeceğiz, bu akış da ne ola ki diyen seslerinizi duyar gibiyim. Haklısınız! Şimdiye dek biriktirdiklerinize, doğru bildiklerinize tutunmayı bırakıp “ana” güvenmek zor. Ama bir yandan da hepimizin çok iyi bilmesine rağmen ara sıra unuttuğu bir konu var.

İçimizdeki çocuk

İçimizdeki çocuk biliyor akışta olmayı; hayret ve hayranlıkla, taze gözlerle ve açık kalple bakmayı; her anın yeni ve biricik olduğunu, yeniden yazılabileceğini ve yepyeni bir şekilde yaşanabileceğini bilerek akıyor o çocuk. 

O yüzden düşse, canı yansa da ağlıyor, kalkıyor ve gülerek koşmaya devam ediyor.  O yüzden bir masalı tekrar tekrar sıkılmadan dinleyebiliyor ve aynı oyunu bin kez oynayabiliyor her seferinde ilk defa gibi ve her anını kutlayarak!

Bir anda o çocuk gibi olabilmek mümkün müdür, elbette mümkündür ve kimi mekanlar, insanlar, çoğunlukla doğa, sanat ve oyun hemen canlandırıverir bu içimizdeki çocuğu ve akışın içine alıverir bizi.  Yine de zihnimize beyaz tohumlar ekmek ve zihnin kapılarını aralamak da güzeldir.

Cevaplarla değil sorularla yürümek bana hep farklı ve kolay açılımlar getiriyor. Belki de soruya soruyla cevap veren Laz uşakların gerçekten bildiği bir şeyler vardır. O zaman bir kez daha yeni yıla ve her daim yeniye adım atarken şu soruları alabilir miyiz sihirli çantamıza:

Tanımlamadan, yargılamadan, senaryolar yazıp sonuçlandırmadan anda kalarak açık kalple, taze zihinle yeni olasılıklara kendimizi açabilmemiz için neler mümkün?

Aynı bir çocuk merakı ve heyecanıyla bir “belki”ye, bir “mümkün”e kendimizi nasıl açabiliriz?

Beyaz sayfa kapısını açık tutabilmek için neler yapabiliriz?

İçimizdeki neşeli çocukla birlikte nice beyaz kapılardan geçip yeni maceralarda buluşmak dileğiyle…

Elif Poshor kimdir?

Elif Poshor, sesi ve çalışmalarıyla insanların kendileriyle buluşmaları, özgün seslerini sevgiyle ifade edebilmeleri için alanlar yaratıyor. Uzun yıllar pazarlama ve yönetim danışmanlığında uluslararası şirketlerde çalıştıktan sonra kendi sesini keşfetmek üzere çıktığı yolculukta sesle şifayla tanıştı ve 2009’da Amerika’da Tom Kenyon’dan sesle şifa eğitimi aldı. 

Türkiye,  Amerika ve Avrupa’da şifa, farkındalık, nefes, hareket ve dans, oyunculuk, çocuklarla el ele ebeveynlik, hikaye anlatıcılığı, diyalog ve çatışma çözümleme konularında pek çok eğitimi tamamladı.  Otizm spektrumundaki çocuklar konusunda Suzy Miller ile çalışarak 2016’da Awesomism uygulayıcısı oldu.

Elif, kendi yolculuğunu müzik, ses ve yazıyla paylaşmaya ve yurtiçi ve yurt dışında bireysel/grup çalışmaları yapmaya devam ediyor. Detaylı bilgi için www.elifplayground.com’a göz atabilirsiniz.

İlginizi çekebilir!