Merhaba ben Pınar! Bir Live To Bloom editörü olarak sitede yazdığımız içerikleri içselleştirmeye ve uygulamaya çalışıyorum. Çünkü sizin gibi ben de yoğun çalışıyorum, zihnimi sakinleştirmek ve daha sağlıklı, daha iyi yaşamak istiyorum.

Bunun için kendime bir hedef koydum; bayram tatili boyunca sosyal medyaya hiç girmemek!

Facebook ve Instagram hesaplarım var. Ne kadar demode olursa olsun, Facebook’u oldukça yoğun kullanıyorum. İnsanlardan ziyade, dahil olduğum grupları mutlaka her gün takip ediyorum. Instagram’da da özellikle story’leri mutlaka izliyorum. Ayrıca günlük hayatımda Ekşi Sözlük’e sık sık girerek gündemi takip ediyorum. Bunlar dışında o gün internet beni nereye götürürse, başka sosyal ağlara da baktığım oluyor. Bayram tatili boyunca bunların hiçbirine bir kez olsun bakmadım! İşte gün gün yaşadıklarım:

1. Gün

Sabah uyanır uyanmaz elim telefona gidiyor. Kız arkadaşlarımla kurduğumuz Instagram DM grubundan bir sürü bildirim var. Kendimi tutuyor ve hiçbirine bakmıyorum. Normalde özellikle tatil günleri en az yarım saat yataktan kalkmadan sosyal medya hesaplarıma bakarım. Bunu yapmayınca yatakta kalmanın da hiçbir anlamı kalmıyor ve kalkıyorum. Bayram kahvaltısında bir süre sonra herkes elindeki telefona bakmaya başlıyor, ben elimi kolumu nereye koyacağımı bilmiyorum.

Aile ziyareti dönüşünde arabada ablama bir şey göstermek için Instagram’a giriyorum. Sosyal medya detoksum aklıma geliyor ve bakmadan hemen kapatıyorum. Normalde 2 saatlik bir yolculuğun neredeyse tamamını sosyal medyada geçiririm. Bu sefer öyle bir şansım yok! Ben de camdan dışarıyı izliyorum ve çocukken arabada camdan dışarıyı seyretmenin ne kadar eğlenceli olduğunu hatırlıyorum. Ayrıca sürekli geçtiğim yollarda bir sürü yeni bina yapılmış, alışveriş merkezleri açılmış ve neredeyse hiç yeşillik kalmamış. Üzülerek fark ediyorum.

İlk gün zor geçiyor. Özellikle kahvemi alıp koltuğa yerleştiğimde ne yapacağımı şaşırıyorum. Bu arada Facebook’tan ve Instagram’dan her an baştan çıkarıcı bildirimler gelmeye devam ediyor ama direniyorum! Kahvemi içerken kitap okuyorum. Hiç bölünmeden kitap okumanın ne kadar keyifli olduğunu fark ediyor ve günün büyük bir bölümünde kitabımı okumaya devam ediyorum. Uyku öncesi, yine zor olan zamanlardan. Uyumadan önce sosyal medya hesaplarımı tek tek gezme alışkanlığım var, hiçbir şey kaçırmadığımdan emin olmalıyım! Ancak bu sefer öyle bir şansım yok, sabah uyandığımda normal günlere nazaran ne kadar kolay uykuya daldığımı fark ediyorum.

2. Gün

2. gün çok daha rahat geçiyor. Bu sefer yataktan hemen kalkıyorum. Aylardır meditasyon yapmamıştım, şimdi tam zamanı! Sosyal medya detoksunun sakinleştirdiği zihnim, meditasyona her zamankinden daha kolay uyum sağlıyor. Meditasyondan sonra kendimi daha da iyi hissederek güne başlıyorum. Hepimizi derinden sarsan yavru köpek hikayesini ablamdan öğreniyorum. Bu tip haberlere hiç dayanamadığım için sosyal medyaya girmediğime şükrediyorum.

Gün içinde birkaç kez elim otomatik olarak Instagram ve Facebook ikonlarına gidiyor. Ancak kafama iyice yerleştirdiğim için bu kez yanlışlıkla da olsa giriş yapmıyorum. Sosyal medyaya gireceğim zamanda kitap okuyorum, 24 saatlik Le Mans yarışına göz atıyorum, birikmiş dizilerimi izliyorum. Koltukta yayılıp telefona bakarak geçireceğim zamanda kalkıyorum, ne zamandır aklımda olan yeni yoga pozlarını deniyorum. Zihnim sakin ve hala enerjim var! Günün geri kalanını da son derece aktif geçiriyorum ve harika uyuyorum.

3. Gün

Sosyal medyaya girmek aklıma bile gelmiyor. Sakin ve huzurluyum. Sürekli bir şeyler kaçırıyormuşum hissi yaşamıyorum. Enerjim, vaktim ve günü geçirmek için yapabilecek bir sürü keyifli aktivitem var. Gün içinde telefonuma Bundle’dan bildirim geliyor, yavru köpek haberiyle ilgili. Bundle sayılır mı diye düşünüyor, bu haberi çok önemsediğim için bakıyorum. Ancak kimsenin yorumlarını okumuyorum, öfkeden ve nefretten uzak durmak bana iyi geliyor. Standart bir tatil gününde yapacağımdan çok daha fazla şey yapıyorum. Pazar akşamı Facebook aklıma düşüyor ama kendimi durduruyorum. 1954 yapımı harika bir film izliyorum (Dial M For Murder), Pazartesi sendromuna girmeden huzurla uyuyorum.

Sonuç

Sosyal medyasız hayat bana o kadar iyi geldi ki anlatamam! Sabah ofise geldiğimde Facebook’a girip insanların yaptıklarını görmek için hiçbir istek hissetmedim. Instagram’da 1-2 story izledim ama hemen sıkıldım. Onun yerine birkaç sevimli hayvana ve arkadaşlarımın bayram boyunca paylaştıkları fotoğraflara baktım. İşe ara verdiğimde sosyal medyaya girmektense annemi aradım ve onunla sohbet ettim.

Diyeceğim odur ki, eski alışkanlıklarıma dönmek için hiçbir istek hissetmiyorum. Sosyal medya hayattan kopmamak, gündemi takip etmek ve izole olmamak için gerekli olabilir. Ancak okuduğumuz nefret yorumlarının, farklı görüşlerin kavgalarının ya da aslında sevmediğimiz ama mecbur olduğumuz için takip ettiğimiz kişilerin fotoğraflarını görmenin bizim için hiçbir faydası yok.

Ben 3 günlük bayram tatili boyunca;

  • Telefonumu günde sadece 1 kez şarj ettim.
  • 2 kitap okudum. (Merak edenler için; Acı Çikolata ve Veronika Ölmek İstiyor)
  • Daha önce hiç ilgilenmediğim konularda bir şeyler izledim; Le Mans yarışına ve Dünya Kupası maçlarına göz attım. İlginç belgeseller izledim.
  • Meditasyona yeniden başladım.
  • Yeni yoga pozları denedim.
  • Kendime baktım.
  • Sevdiklerimle görüştüm.

Eğer sosyal medyanın vazgeçilmeziniz olduğunu düşünüyorsanız, emin olun değil. Sizin de hayata farklı bir pencereden bakabilmek için uygun olduğunuz bir zamanda sosyal medya detoksunu denemenizi öneririz. Denedikten sonra izlenimlerinizi bizimle paylaşmayı unutmayın!

Konu ile ilgili “daha fazla” bilgiye aşağıdaki yazılardan da ulaşabilirsiniz:

Pınar Göker 

1987 yılında İstanbul’da doğan Pınar, Saint Benoit Fransız Lisesini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu. Mutlu bir hayat için okuma sevgisini ve iyi yaşam hakkındaki ilgi alanlarını kariyer seçimine dönüştüren Pınar, Live To Bloom’da editör olarak çalışmaktadır.