Olumsuz düşünceler ve alışkanlıklar beynin hızlı yaşlanmasının en büyük nedenleri olarak gösteriliyor. Fakat olumsuz düşünce döngüleri kontrol altına alınabilir. 7 yeni alışkanlıkla beyninizi gençleştirin!

İlginizi çekebilir: Beyin Sisi Nedir? Neden Olan Durumlar Nelerdir?

Plastik beyin

Tıpkı kaslarımızın düzenli egzersiz sonucu şekillenmesi gibi beynimiz de deneyimlerimiz, bakış açımız ve düşüncelerimiz doğrultusunda ve zaman içinde şekil değiştirir. Olumlu veya olumsuz tüm hisler ve duygular beynimizi sürekli olarak şekillendirir. Bu şekillenmenin sonucunda da beynimizin aktif tuttuğumuz tarafı güçlenir ve artık o şekilde düşünmek otomatik ve çok daha kolay bir hal alır.

İnsan beyni biyolojik olarak olumsuz düşünmeye, endişelenmeye ve negatif bir yapıda kalmaya daha yatkındır. Kontrol edilmedikleri durumlarda kısır bir döngü halini alan olumsuz düşünceler, basit alışkanlıklarla zihinden uzaklaştırılabilir. İşte pratik, beyni gençleştiren, olumlu ruh halini ve zihin yapısını destekleyen alışkanlıklar!

Bağ kurmadan gözlemlemek

Duygularımızı, düşüncelerimizi ve hislerimizi yani kısacası kendi kendimizi gözlemlemek aslında bir çeşit ilaçtır. Bunu yaparken, kendimizle olan bağımızı koparmak, olup bitenleri bir adım geriden izleme şansı bulmamıza yardımcı olur. Bu şekilde kendimizi bir bütün olarak algılayabilir, anlık durumların peşinden sürüklenmeden pek çok deneyim yaşayabilir ve çözüm yollarını daha rahat görebiliriz.

Buna örnek olarak bulutları verelim. Düşüncelerimizin, duygularımızın ve hislerimizin gökyüzündeki bulutlar olduğunu düşünelim. Bazen karanlık, bazen ağır, bazen aydınlık, bazen hafif… Ama biz bulut değiliz, biz gökyüzüyüz. Bulutları izliyor, anlıyor, gözlemliyor ve onları kendimizin bir parçası yapmadan geçip gitmelerine izin veriyoruz.

Kendi kendimizi gözlemleyebilmek sadece farkındalık yetisi değil, aynı zamanda zorlu durumların içinden rahatça çıkabilme yetisi de verir. Böylece, duygu ve düşüncelerin kontrolü altında kalmadan, onların oluşumunu gözlemleyebiliriz.

Yapılan araştırmalarda dalgın zihnin (literatürdeki adıyla “varsayılan mod ağı” (DMN)) yani amaçsızca düşünceler arasında dolaşan zihin yapısının geviş getirme ve aşırı düşünme gibi iyi olma halini olumsuz yönde etkileyen durumlara neden olduğu ortaya koyuldu. Aynı araştırmalar, bireylerin bilinçli farkındalıkla (mindfulness) kendilerini gözlemlemelerininse zihni DMN modundan çıkardığını ortaya koydu.

Cevap değil, soru aramak

Kendimizi sıkışmış hissettiğimiz zaman hep cevaplar ararız. Fakat sorular sıkıştığımız yerden çıkmamız için çok daha etkili olabilir!

  • Bu durumun hangi noktası benim kontrolüm altında?
  • Sürekli olarak neyi görmezden geliyorum?
  • Yarın bu konu hakkında ne düşünüyor olacağım?
  • Buna hayır dersem neye evet deme şansım olacak?
  • En kötü ne olabilir?

Bu sorularla kendi güçlü yanlarımızı görebilir, gerçekten ne yapmak istediğimizi anlayabilir, tekrar eden problemlerin nedenine ulaşabilir, kendimiz için doğru olanı yapabilir ve içinde kaldığımız durumları olumlu bir zihin yapısıyla ele alma alışkanlığı kazanabiliriz.

Duygusal dalgalanmaları azaltmak

Günümüzde kaç ya da savaş tepkisi ve stres, genellikle dış faktörler nedeniyle değil, kendi zihnimiz nedeniyle aktive olur. Bunun da temelinde iki tane neden vardır: Değiştiremeyeceğimiz “geçmiş” hakkında geviş getirmek ve kesin bir bilgiye sahip olmadığımız “gelecek” hakkında endişelenmek.

Bizi strese sokan dış faktörler gelip geçicidir, fakat iç faktörler sürekli olarak devam eder. İç faktörlerin ilginç kısmıysa gerçek olmamalarıdır. Yani geçmiş ve gelecek kavramları zihnimizdeki projeksiyonlardan başka bir şey değildir!

Zihinde canlanan pişmanlıklar (geçmiş) ve endişeler (gelecek) amigdalayı aktive eder. Sırasıyla hipotalamus ve hipofiz bezi uyarılır. Adrenal bezlere çalışmaları için sinyal gider ve kortizol hormonunu kana pompalamaya başlarlar. Başlıca stres hormonu olarak bilinen kortizol kana salındığı zaman vücut kaçmaya veya savaşmaya hazırdır. Fakat zihnimizden kaçamayız veya onunla savaşamayız. Peki ne olur?

Ortada olmayan bir tehlike durumu algılamış olan beden panikler. Rasyonel düşünce merkezimiz olan korteks devreye girer, ortada bir problem olmadığını algılar ve tüm süreç tersten akar. Korteks amigdalayı devre dışı bırakır, amigdala hippotalamus aracılığıyla kortizol salınımını sonlandırır ve panik sona erer.

İlginizi çekebilir: Sürüngen Beyin: Kaç, Savaş ya da Don!

Anda kalmak

Araştırmalar gösteriyor ki mindfulness pratikleri amigdalanın duygusal roller-coaster’lar yaratma yeteneklerini iki yönden köreltiyor! İlk olarak fiziksel anlamda boyutunu küçültüyor. İkinci olarak da amigdala ve korteks arasındaki korkuyla ilişkili olan bağları zayıflatıyor.

Ayrıca yakın zamanda yapılan bir araştırma, mindfulness pratiklerinin beynin yaşını küçülttüğünü ortaya koyuyor. Meditasyon yapan bireylerin beyin yaşlarının, yapmayanlara oranla ortalama 7,5 yaş daha genç olduğunu ortaya koyan bu araştırma, yaşın ilerlemesiyle aradaki beyin yaşı farkının artmaya devam ettiğini de bilimsel verilerle destekliyor.  

Sağlıklı uyku rutini

Uyku sağlıklı beyin fonksiyonlarının olmazsa olmazı. Nöronların arasındaki bağı desteklediği uzun zamandır bilinen uyku hakkında yapılan son araştırmalar gösteriyor ki beyindeki toksinlerin atılmasında da uykunun önemli bir rolü var.

Alkol tüketimini sınırlandırmak

Alkol beyin üzerinde pek çok hasar bırakabiliyor. En temel hasar ise zehirlenme sonucu, nöronların arasındaki iletişimi bloke ediyor olması. Bunun dışında, aşırı alkol tüketimi beynin küçülmesine ve gri madde oluşumuna da sebep oluyor. Gri madde ise yaşlanmayla ilişkilendiriliyor.

Beyni beslemek

Tıpkı vücudumuzu beslediğimiz gibi beynimizi de beslememiz gerekir. Zihin yapımızı, fikirlerimizi ve düşünce tarzımızı bu şekilde değişir ve gelişir. Yeni yetenekler ediniriz, problem çözme yeteneğimiz artar, bilgi dağarcığımız genişler ve hayatı yepyeni boyutlarıyla ele alabilmeye başlarız. Hafızamız ve öğrenme yeteneklerimiz yalnızca bu şekilde gelişir.

İlginizi çekebilir: Brady Wilson: Yorgun Beyin ile Mücadele Etmenin Yolları