Her yeni dönem farklı bir moda akımının popüler olmasıyla çeşitlenen tekstil sektörü, günden güne insana ve doğaya daha büyük zararlar veriyor. Tekstil alanının en zahmetli ürünü olan kot pantolonlar, popüler olduğu zamanlardan bugüne dek farklı trendlere göre birçok kez dönüşüm geçirdi. Renkli, desenli, eskitmeli, nakışlı, aksesuarlı derken kotların materyalini en pratik şekilde değiştirmeyi amaçlayan markalar temiz, adil ve sürdürülebilir giyim tekniklerinden epey uzaklaştılar. 

Çevreye ve insana kalıcı hasarlar bırakan hızlı tekstil üreticilerine karşı duran Bego Jeans’in hikayesini dinlemek için, kurucusu Abdulhalim Demir ile buluştuk. İşte Bego Jeans’in sürdürülebilir giyimin zarara uğramadan da mümkün olabileceğini gösteren, ilham verici yolculuğu!

İlginizi çekebilir: Röportaj: Emine Aksoydan ile Sürdürülebilir Yaşam

“Hayatımı yoluna koymak çalışmaya başlamıştım, başıma bunların gelebileceğini bilmiyordum.”

15 yaşında çocuk işçi olarak tekstil sektöründe çalışmaya başlayan Demir, kotlara daha eski bir görünüm kazandırmayı sağlayan kot kumlama tekniğiyle çok küçük yaşta tanışmış. Havayla kot üzerine kum püskürtülen bu tekniği o dönemlerde İstanbul’da yalnızca 10 atölye uygularken 2000’li yıllarda trendin eskitmeli kotlara dönmesiyle bu atölyelerin sayısı 1000’lere ulaşmış. Toz içerisinde çalışmanın ona nasıl sonuçlar getireceğinin farkında olmadığını söyleyen Demir, hala daha kendisinin de sahip olduğu silikozis hastalığının Türkiye’de kot sektöründe ilk kez 2005 yılında ortaya çıktığını söylüyor. 

1948 yılında meslek hastalığı olarak kabul gören ve madencilik sektörüyle ilişkilendirilen silikozis, gözle görülemeyen zararlı taneciklerin solunum yoluyla akciğerlere kadar ilerlemesiyle meydana geliyor. 2007 yılında, henüz 26 yaşındayken silikozis teşhisi alarak akciğerinin yüzde 46.2’sini kaybettiğini öğrenen Abdulhalim Demir, bu hastalıkta sadece 6 aylık ömrünün bile kalmış olabileceğini ve bunu öğrenmenin büyük bir travma olduğunu söylüyor. Üstelik hastalığı şu an durmuş olsa da hala akciğerlerinin yüzde 46.2’si çalışmıyor durumda. 

“Bu sektörün bir gün beni öldürebileceğinden habersizdim ama şimdi biliyorum, öyleyse herkese bunu söylemem gerek.” diyerek mücadeleye başlayan Demir doktorlar, gazeteciler ve sanatçılarla bir araya gelerek bu hastalığın ciddiyetini duyurmak için harekete geçiyor. Kolektif çabalar sonucu Sağlık Bakanlığı, 2009 yılı itibariyle kot kumlamayı yasaklıyor ve bir yıl sonrasında silikozis hastalığı ücretsiz olarak tedavi edilmeye başlanıyor. Türkiye’yle de sınırlı kalmayarak yurt dışında moda okulları ve büyük markalarla görüşen Demir, Clean Clothes Campaign ile birlikte iki yıl içerisinde 100’e kadar markayı kot kumlama tekniğinden vazgeçirmeyi başarıyor. 

“Markalar üretimlerine devam etsin ama sürdürülebilir bir hale gelsin, bizim derdimiz bu.”

Hızlı moda akımının insana ve doğaya verdiği zararlar, bizler gündelik hayatın içerisinde belki farkında olmasak da ciddi boyutlara ulaşmış halde. Bu ciddiyeti birebir deneyimlemiş biri olarak Temiz Giysi Kampanyası’nı kurmaya karar veren Abdulhalim Demir, kampanyanın hedeflerini şu şekilde açıklıyor: “Temiz Giysi Kampanyası’nın çalışma şekli aslında tüketicileri bir araya getirmek üzerine. Tüketiciler giydikleri kıyafetlerle ilgili farkındalık sahibi olursa talep eden tarafın gücü markalara karşı kullanılabilir. Bu sayede tedarik zincirleri yeniden yapılandırılabilir.”

2016 yılında, dünyada 93 ülkede 3500 den fazla sosyal girişimciyi destekleyen Ashoka tarafından fellow seçilen Abdulhalim Demir, kurduğu Temiz Giysi Kampanyası’nı resmileştirerek toplum içerisinde farkındalık yaratma hedefine devam ediyor. Bu hedefe “Temiz giysi nedir?” sorusunu cevaplayan, 1 milyona yakın izleyiciye ulaşan bir video da eklenince Türkiye’deki tüketiciler, temiz giysiye nasıl ve nereden ulaşacaklarını sorgulamaya başlıyor. İşte Bego Jeans’in yolculuğu da bu şekilde başlıyor.  

“Çevresine zarar veren bir ürün için amaç, sorunu kökten çözmek olmalı. Buradaki sorunun kaynağı, bu ürünlerin adil ve sürdürülebilir olmaması. Üretim maliyetleriyle satış değerleri arasında çok büyük fark var. Üretici hiçbir şekilde kendi emeğinin karşılığını alamıyor. Bütün gücü markalar ellerinde tutuyor. Bu noktada, özellikle de en zor tekstil ürünü olan kotta, sürdürülebilirliği destekleyen bir örnek oluşturmak istedim.”

İlginizi çekebilir: Röportaj: A Hidden Bee ile Sürdürülebilir Moda

“Bego Jeans bir hızlı moda markası değil. Bu oluşumun derdi, sosyal fayda.”

Kot üretiminde su tüketimi ve kullanılan kimyasallar gibi birçok faktör hem doğaya hem insana zarar veriyor. 2018 yılında Avrupa Kimyasal Ajansı’nın yasakladığı kimyasalların kotta kullanılmasına karşı çıkarak, doğa ve insan vücudunu destekleyen, sürdürülebilir bir giyimin temellerini atan Abdulhalim Demir, şu sözleriyle Bego Jeans’i açıklıyor:

“Bego Jeans bir hızlı moda markası değil. Bu oluşumun derdi, sosyal fayda. Burada, bir ürün tarladan tüketiciye kadar takip edilerek her adımının adil bir şekilde üretiliyor. Tamamen sürdürülebilir ve geri dönüşümlü ürünlere yer veriliyor. Kotta polyester kullanılması o kotun doğada yok olmayacağı anlamına geliyor. Afrika’da küçük bir ülkenin, yalnızca dünyanın iki büyük tekstil markasının tekstil çöpüyle uğraştığını biliyor muydunuz? 

Bu nedenle artık üretilen ürünler öyle olmalı ki hem insana hem de çevreye değer katmalı. Bizler de bu fikirden yola çıkarak depozitolu ürünler yapmayı hedefledik. Kotların bütün materyalleri dönüştürülebilir. Böylece kotu tüketiciye verdiğimizde tüketici eskitip geri getirebiliyor ve biz de onu geri dönüştürebiliyoruz.”

Markaların amaçlarının tüketiciye bir yıl içerisinde üç-beş kot satmak olduğunu söyleyen Demir, bunun kotun özüne aykırı olduğunun da altını çiziyor. 1800’lü yıllarda iş kıyafeti olarak uzun ömürlü kullanım için üretilen kotlar, yıllar içerisinde trendlere uygun olarak dönüştürüldüğü için dayanıklılıklarını kaybetmiş durumda. Özellikle 1980’lerde geliştirilen taşlamalar, kotun ömrünü bir hayli kısaltmış.

Kotun ömrünü uzatmayı hedefleyen Bego Jeans, tedarik zincirini belirli kriterlere göre tasarlıyor.

Örneğin ürün düğmesini Sakarya’da, yüzde yüz pirinçten üretiyor ki doğada yok olabilsin. Ayrıca deri etiket kullanmak yerine kotun ön cebi tarafında nakış işlemeler yaparak ürünün vegan olmasını tercih ediyor. Şu an 4 modeliyle 2270 ürün kotasına ulaşan Bego Jeans, bu rakamın 2019 yılında markayı sürdürülebilir hale getirmeye yettiğini söylüyor. Amaç daha fazla kot üretmek değil, yeterli miktarda üreterek hem üretici hem tüketiciyi memnun edebilmek. 

Bego Jeans’in en büyük amaçlarından birinin adil bir şekilde üretim yapılarak da para kazanılabildiğini göstermek olduğunu söyleyen Demir, insana ve çevreye saygılı bir ürün üretmenin değerini herkese aşılamak istiyor ve şu cümlelerle sözlerini tamamlıyor:

“Çevreye saygı duymadığımız müddetçe doğa bizden bunun bedelini alacak. Görüyorsunuz, Avusturalya’daki yangınlar, küresel ısınma ve daha pek çok şey oluyor. İnsanlar umursamıyor ama tüm bunlar gerçek. Belki bugün bize dokunmasa da ileride çocuklarımıza dokunacak. Bir şeyler yapmak zorundayız. ”

İlginizi çekebilir: Röportaj: Ferhan İstanbullu ile Moda ve Sürdürülebilirlik