YAZAN: AYŞEGÜL MİROĞLU

Bir yiyeceği yiyip yemeyeceğimize karar verirken genelde ilk olarak onun karbonhidrat, yağ ve protein içeriğine bakarız. Ne kadar yağlı ve şekerli? Ne kadar kalorisi var? Bu kalorilerin mineral ve vitaminlerle sarmalanmış olması çok önemli. Örneğin, küp şeker saf kaloridir. Muz ise kalorinin vitamin ve mineralle sarmalanmış halidir. Enerjiyi küp şekerden almak yerine muzdan almak daha besleyicidir. Tükettiğimiz yiyeceklerde bu saydıklarımın yanı sıra flavonoid ya da karotenoid gibi isimlerini daha önceden belki hiç duymadığımız, sağlık için faydalarını yeni yeni keşfetmeye başladığımız başka maddeler de vardır. Bazıları meyve ve sebzelere rengini verir. Yediğimiz yiyeceklerde bir de canlılar vardır. Yani bakteriler! Bunların hepsi, görünen o ki bakteriler de dahil (!), bir yiyeceğin besin değerini belirler. Vücudu beslemek için kaloriye odaklanmak yetmez, yiyeceklerin besin değerine de bakmak gerekir. Ben bu bakış açısıyla soframa yeni yiyecekler kattım, işte 3 yeni besinim!


Sauerkraut ya da Türk mutfağındaki ismiyle lahana turşusu

Vücudumuzdaki bakteri sayısının hücre sayısından fazla olduğu tahmin ediliyor. Yani, 37 trilyon hücreye karşılık yaklaşık 39 trilyon bakteri! Bu bakterilerin çoğu sağlık için faydalı ve belki de gerekli. Çarpıcı bulduğum iki örnek: Bakterilerin sindirim sistemimizdeki lifleri sindirerek ürettiği yağlar, açlık/tokluk hormonlarından biri olan leptinin salınımını arttırarak açlık hissini bastırıyor ve bizi tok tutmaya yardımcı oluyor. L. reuteri isimli bakterinin beyinde oksitosin hormonunun salınımını arttırdığına işaret eden araştırmalar var.

Probiyotik özellikleri nedeniyle ben uzun zamandan beri düzenli olarak yoğurt ve kefir tüketiyorum. Fakat ev yapımı olmadıkları için içlerinde hangi bakterilerin olduğunu bilmediğimi eklemem gerek. Lahana turşusunu ise hayvansal değil bitkisel bir probiyotik kaynağı olduğu için buzdolabımda yeni yeni bulundurmaya başladım. Lahana turşusunun yaşadığım yerde yani Avusturya mutfağındaki karşılığı ise Sauerkraut.

Tarçın

Günümüzün baş etmesi en zor hastalıklarından biri kanser, bir diğeri de Alzheimer. Bu iki hastalığın ortak özelliklerinden biri vücutta kılcal damar inşasını aşırı boyutta hızlandırmaları. Tarçın, içindeki flavonoid ve diğer maddelerle kılcal damar inşasını yavaşlatan ve bu özelliği nedeniyle kanser tedavisinde kullanılabileceği düşünülen bir baharat.

Fakat tedavi edici etki için ne miktarlarda tarçın tüketilmesi gerektiği, bu miktarlarda tüketimin yan etkilerinin olup olmadığı, tarçının sağlıklı bireylerde kanseri ne ölçüde engellemeye yardımcı olduğu henüz birer araştırma konusu. “Azından zarar değil, gelse gelse fayda gelir.” diyerek her sabah yulaflı meyveli kahvaltıma biraz tarçın serpiştirmeye başladım. Tarçının yanı sıra biberiye, kekik ve zerdeçalın da benzer etkiyi gösterdiği düşünülüyor. Fakat bu etkileri birer ufak dokunuş olarak görmekte fayda var.

Ben besinleri kafamda sekiz gruba ayırırım:

1. sebze, 2. meyve, 3. baklagil, 4. tahıl, 5. et ve balık, 6. yumurta, 7. süt ve süt ürünleri ve son olarak 8. kuruyemişler.

Bunların arasından bazıları karbonhidratlar, bazıları da flavonoidler ve karotenoidler açısından zengindir. Hepsinin zenginliklerinden istifade edebilmek için her gün altı-yedi farklı çeşit besin grubundan yiyecek tüketmeye dikkat ederim. Et yemediğim günler yumurta yemeye çalışırım. Az hareket ediyorsam sebze, çok hareket ediyorsam baklagil yerim. O gün, hatta o hafta ne yiyeceğimi planlarken hep bu besin grupları etrafında düşünürüm. Baharatları da kafamda ayrı bir grup olarak görmeye başladım.

Kaju

Hücrelerimizdeki her bir DNA sarmalının uç kesimlerinde, sarmalın yapısını koruyan telomerler vardır. Ayakkabı bağlarının ucundaki metal ya da plastik kılıflara benzetilirler. Telomer uzunluğu ile yaşam süresi arasında bir bağlantı olduğunu gözüyoruz; biz yaşlandıkça telomerlerimiz de kısalıyor. Telomerlerimize ne kadar iyi bakarsak o kadar uzun yaşayacağımıza dair bir görüş var.

5.500 kişiyi kapsayan bir araştırmada, düzenli olarak kaju, fındık, badem, çekirdek gibi kuruyemiş ve tohumları tüketenlerin telomerlerinin yaşıtlarına göre daha uzun olduğu tespit edilmiş. Fakat arada bir sebep sonuç ilişkisi olup olmadığını bilemiyoruz. Düzenli kuruyemiş tüketenler aynı zamanda düzenli spor yapanlar arasından çıkıyorsa, telomerlerinin uzunluğunu kuruyemişlerden ziyade spor yapıyor olmalarına da borçlu olabilirler. Bu araştırma, bize bu ayrıntıda bilgi sağlamıyor. Fakat yine de kuvvetli bir ihtimale işaret ediyor.

Kuruyemişlerin içerdikleri omega-3 yağlar, flavonoidler ve diğer maddelerle, telomerleri ve vücudun genelini serbest radikallerin yıkıcı etkisine karşı korudukları ihtimali üzerinde duruluyor.

Ben her sabah kahvaltıda 5-6 çeşit kuruyemiş ve tohum tüketirim bunlar: Kabak çekirdeği, ayçiçeği çekirdeği, susam, keten tohumu, fındık, ceviz. Bu araştırmayı okuduktan sonra listeye bir de kajuyu ekledim.

Siz de fark etmişsinizdir; yukarıda bahsettiğim hiçbir yiyecek yeni ya da mucizevi değildir. İşin sırrı mümkün olduğu kadar karışık beslenmek ve her besin grubunun kendine has zenginliklerinden istifade etmeye çalışmaktır. Kefir ve turşu, yerel mutfakların aslında ne kadar kıymetli bir birikimi barındırdığının da bence çok güzel örnekleridir.



Ayşegül Miroğlu

1975 yılında İstanbul’da doğan Ayşegül, 1993 yılında Üsküdar Amerikan Lisesi’nden, 1997 yılında Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Üniversite mezuniyetini takiben IBM Türk Limited Şirketi’nde çalışmaya başladı. IBM’deki çalışma hayatı boyunca yurt içinde ve yurtdışında farklı bölümlerde farklı görevler üstlendi. 2014 yılında hayatında yepyeni bir sayfa açmaya karar verdi...



BLOOM SHOP