Bir Netflix belgeseli olan “Cooked”, ünlü yemek yazarı Michael Pollan’ın aynı adlı kitabından uyarlanıyor. Doğanın dört elementi ateş, su, hava ve topraktan adını alan belgesel, dört farklı bölümden oluşuyor. Belgesel boyunca bizlere, sevilen yazar Michael Pollan rehberlik ediyor.

Belgeselin ilk bölümü “Ateş”, kadın erkek eşitliğinden son dönemde oldukça popüler olan raw food (çiğ yemek) akımına, ateşin işlevlerinden yiyecekleri pişirmenin toplumdaki dönüştürücü özelliğine dek pek çok konuya değiniyor.

Michael Pollan’ın şu sözleriyle belgesel başlıyor: “Ve yemek pişirmeyi öğrendiğimiz zaman gerçekten insan olabiliriz.”

Sosyal bir varlık olan insan, yemeği pişirerek tüketmesiyle diğer canlılardan ayrılıyor. Ancak insanlar yemeği pişirdikleri gibi hiçbir türün üretmediği kadar da atık üretiyorlar. Çünkü insan, yemeğe ulaşmakta zorlanmıyor.

Günümüzde yemeğe ulaşmak o kadar kolay ki çöpe giden yiyeceklere bir kayıp olarak bakmıyoruz. Sanıyoruz ki ardından yenisi gelecek…Tazesi her zaman elimizin altında olunca üretilen atık miktarını da arttırıyoruz. Fakat kaynaklara verdiğimiz zararın ne kadar büyük olduğunu fark etmiyoruz.

Zaman içinde yaşamımızı sürdürmek için şart olan beslenme eylemi üzerine düşünemez hale geliyoruz. Şu an doyuyorsak yarın ne olacağına dair kuşkulanmamıza da gerek olmuyor. Cooked, dünyaya kayıtsızlaşan toplumlara uyarıcı bir etki vermeyi de amaçlıyor. Bu uyarıyı ise meşakkatli bir süreç içinde akşam yemeğine ulaşmak için avlanan Martu halkını anlatarak yapıyor.

Modern yaşamın ilkel toplumu: Martular

Pollan, tüm Martu aile bireylerinin akşam yemeği sürecine destek olduğunu belirterek yemek hazırlamayı bir dayanışma eylemi olarak değerlendiriyor. Böylesine emek sarf edilmiş bir akşam yemeği, bizim çeşit çeşit yemekler arasından seçim yapıp kalanını çöpe atmamızdan da farklı oluyor tabii!

Modern bir çağda yaşıyor, sürekli yeni gelişmelere ayak uydurmaya çalışıyoruz. Hala varlığını sürdüren, dönemin mentalitesine uymayan durum ise kadınların yemek hazırlaması, temizlik yapması gerektiğine dair düşünce kalıpları.

21. yüzyılda erkeklerin yüzde 22’si kadınların iş gücüne katılmasını desteklemiyor yani evinde yemek ve temizlik yapmasını bekliyor. Cooked ilkel bir halk olan Martularda, kadın-erkek ayrımının olmadığını belirterek modern olduğunu iddia eden toplumların kendisini sorgulamasını sağlıyor.

Martu kadınları, “erkek işi” olarak değerlendirilebilecek, güç gerektiren avcılık faaliyetlerini başarılı bir şekilde sürdürüyor. Erkek, kadının avladığı kertenkeleyi temizliyor, ailecek yemek üzere ateşin yanına gömüyor ve piştiğinde herkese ikram ediyor.

Raw food akımı, insan türüne uygun mu?

Son zamanlarda insanlar çiğ sebze, meyve, kuruyemiş gibi gıdaların tüketildiği Raw food beslenme akımını takip ediyor. Öze dönüşü temsil eden bu akım, Pollan’a göre insan türü için uygun değil.

Pollan belgeselde “Yalnızca çiğ yiyecekleri tüketiyor olsak sosyalleşebilir miydik?” sorusuna da cevap arıyor. Pollan bu beslenme akımını deneyimleyerek çiğ yiyecekler tüketmenin günün yaklaşık yarısında çiğneme faaliyeti göstermek gerektiğini, bunun da sosyal bir insan için imkansız olduğu sonucuna varmış.

“Pişmiş yiyeceklerdeki artan enerjiye ve daha kolay tüketiliyor olmasına sosyal varlıklar olarak ihtiyaç duyuyoruz. İnsan türü pişmiş yiyeceğe biyolojik adaptasyon sağladığı için kalıcı biçimde çiğ beslenmesi de mümkün olmuyor.” değerlendirmesi yapıyor.

Ateşin toplumsallaştıran gücü

Cooked, bir ateş yakıldığında etrafında oturup sohbet etmenin, her şeyden önce yemeklerimizi pişirenen mekanizmaların ardında ateşin bulunmasının öneminden bahsediyor.

Martu halkı yiyeceği korumak, bakteri kapmasını engellemek, uzun süreli hale getirmek için yemeklerini tütsülerken aynı şekilde bebeklerinin sağlıklı bir ömrü olsun diye tütsüleme eyleminde bulunuyor.

Belgeselin sonlarında, ateşin yiyeceklere lezzet katan yönü Nathan Myhrvold’un odunun kimyası üzerine değerlendirmeleri ışığında yer alıyor. Odun sadece yanıcı, yemeğin pişmesine yardımcı bir madde olmaktan ziyade yiyeceğe kendi lezzetini veren aromatik nesne. Tütsülenmiş et yanan odundan dolayı seviliyor ve ateşte pişen yemeklerde aslında odun kokusu arıyor.

Odun kokusu, belki de farkında olmadığımız kadar çeşitlilik gösteriyor. Et pişerken odundan yaklaşık 3.000-4.000 yeni kimyasal bileşim ortaya çıkıyor; bu da daha çok lezzet katması anlamına geliyor. Ve odun kokusu, o ağacın verdiği meyvenin kokusunu yoğun olarak içeriyor.

Cooked, “Ateş” başlığı altında birçok toplumsal konuyu ele almış, ilham dolu bir belgesel. Günlük hayatta hepimiz mangal yakıyor, yemek pişiriyor, elektronik cihazlar kullanıyoruz. Birçoğumuz bu eylemlerin arkasındaki ateş mekanizmasını yeterince anlamlandırmıyoruz. Cooked Belgeseli’nin “Ateş” bölümü, aslında kendi var oluşumuz üzerine bir farkındalık oluşturuyor. İnsan olmanın ateşle başladığını söyleyen Pollan’a siz de kulak kabartabilir, Cooked ile kendi üzerinize düşünme yolculuğuna çıkabilirsiniz!

** Belgeselin IMDb Puanı: 8.2/10

İlginizi çekebilir!