Arkadaş toplantılarında, yakın çevremizde ya da kendi ilişkimizde fark ettiğimiz bir şey var; hala birbirine karşı yoğun duygular hisseden, sevgililik heyecanını kaybetmemiş çiftlerin bile uzun süreli ilişkilerindeki cinsel tutku zamanla azalarak yok olabiliyor. Samimiyet ve kaliteli ilişki, tutku dolu bir beraberlik için neden her zaman yeterli değil?

Psikoterapist ve ilişki uzmanı Esther Perel, ilişkide tutkunun sırrı konusuyla TedTalks’a konuk oldu!

Kaybetmeyeceğimizi düşündüğümüz birini hala istememiz mümkün mü?

Dünyayı gezdiğini ve tutku dolu birliktelikleri incelediğini anlatan Esther Perel, romantizmin girdiği her alanda tutkuyla ilgili bazı değişkenlerin ortaya çıktığını söylüyor. Uzun süreli ilişkilerde gelişen bazı duygular ve bağlar tutkuya bazı koşullarda zarar verebiliyor.

Perel’e göre, uzun süreli ilişkilerde sağlıklı tutkuyu ortaya çıkarabilecek iki faktör mevcut. Bu faktörlerden ilki: Güvenlik ihtiyacı. İnsan kendini ev ve aidiyet duygularından doğan bağlılık hissi, net duygular ve düşünceler, güvenli ve sadık bir ilişki içerisinde bulmak istiyor. Bu aitlik ihtiyaçlarını bulamadığında mutsuz, huzursuz ve karmaşık bir ruh haline sahip oluyor.

Tutkuyu ortaya çıkaran diğer faktör ise ilkine göre oldukça zıt: Macera ihtiyacı. Bilinmezlik, gizem, risk, tehlike, deneysellik ve sürprizler; insanın adrenalin tutkusu içerisinde kalmasını sağlayarak sahip olduğu ilişkiyi monotonluktan uzaklaştırıyor. Aynı zamanda bu olgular, günlük hayata taze kan ve yeni bir soluk katmayı da sağlıyor.

Perel, bir ilişki içerisinde hem güvenlik ihtiyacı hem de macera ihtiyacı birleştirildiğinde ortaya bugün “tutkulu evlilik” olarak tanımlayabileceğimiz bir kavramın ortaya çıktığından bahsediyor. Evlilikte bir hayatı paylaşmak, sorumluluklar, çocukların bakımı, maddi kaygılar, ev geçindirme gibi öncelikler söz konusuyken uzun süreli ilişkilerde bu önceliklerin yanında gizem, macera ve heyecan arıyoruz. Peki zıtlıklara ihtiyaç duyduğumuz bu uzun ilişki sürecinde, hem tutkuyu hem bağlılığı nasıl diri tutabiliriz?

Sevgi ve tutkunun buluştuğu yer neresi?

Perel’e göre sevgi, sahip olmak; tutku ise istemek eylemleriyle açıklanabilir. Sevgi ile bilmek, görmek, mesafeleri yok etmek, tansiyonu azaltmak ve huzuru bulmak isteriz. Tutkuda ise daha önce gittiğimiz bir yere gitmek istemez, yeni keşiflere yönelmeyi arzular, kendimize ait bir alanımız olsun isteriz.

Esther Perel 20’den fazla sayıda gittiği ülkede insanlara “partnerlerini en çok arzuladıkları anları” sormuş. İncelemesinin sonuçlarına göre, ilk grubun partnerlerini en çok arzuladığı zamanlar; onların evde olmadığı ve bu yüzden birlikte vakit geçiremedikleri anlar. Belki de böyle anlarda, hayal gücü veya eski anılar devreye girerek bedenen ayrı olan iki insanın zihnen daha yakın bir temas halinde olmasını sağlıyor.

İkinci grup ise partnerlerini işleri başında veya bir görev esnasında çekici bulduklarını belirtmiş. Onları özgüvenli ve başarılı gördüklerinde, onlara karşı olan tutkularının arttığını söylemişler. Partnerlerimizi başarılarıyla, farklı kimlikleriyle ve başkalarının onlar için ortaya koyduğu yorumlarla değerlendirmek onlara ait bambaşka detaylar keşfetmemizi sağlıyor olabilir.

Üçüncü grubun cevabı, bir yenilik keşfettiklerinde partnerlerini daha çok çekici buldukları olmuş. Esther Perel, bu yeniliğin sadece fiziksel bir yenilik olması gerekmediğini belirtiyor. İlişkide veya cinsellikte yenilik, farklı bakış açıları, deneysellik ve yeni bir ifade gücü de karşı tarafın arzu seviyesini arttırabiliyor.

Uzun ilişkide tutkunun ipuçları

Uzun ilişkide bağlılık ve sevginin üzerine eklenen hayal gücü, bilinmezlik, yenilik, merak, gizem gibi ögeler tutkunun temelini oluşturuyor. Bunların yanı sıra Perel, belki de tutkuya dair sormanız gereken soruyu değiştirmeniz gerektiğini hatırlatıyor.

“Karşı taraf ne yaptığında ilişkimizde tutku eksikliği yaşanıyor?” sorusu yerine “Hangi durumlarda kendimi partnerimden uzaklaşmış hissediyorum ve bu hissin sebebi ne?” sorusunu sorarak duruma farkındalığımızı arttırmamız mümkün. Bedenimizle barışık olmamak, iş yerinde sorunlar, aile içi problemler, geçmişe dair çözülmemiş güvensizlik sorunları gibi etkenler nedeniyle kendimizi ilişkimize ve ilişkinin tutkulu boyutuna adapte edemiyor olabiliriz.

Bu negatif etkileri fark ettikten ve çözüm yoluna gitmeyi denedikten sonra esas soru şu üslupla şekillendirilebilir: “Hangi durumlarda kendimi partnerime yakın hissediyorum?” Her duygunun tamamen bizimle alakalı olduğunu belirten Perel, karşı taraf ne yaparsa yapsın kendi içimizdeki isteği keşfedemezsek hiçbir çabanın karşılık vermeyeceğini söylüyor.

İlginizi çekebilir!