Ebru Dönmez, Kanser Savaşçıları Derneği’nin Spor Komitesi Başkanı, aynı zamanda Amerikan Hastanesi’nde Enfeksiyon Kontrol hemşiresi olarak çalışmakta. Koşuyu hobi olarak yaparken, dernekle yollarının kesişmesi üzerine kanser mücadelesi veren hastalara destek olmak amacıyla koşmaya başladı. Hobisini iyilikle harmanlayıp, başta bu hastalıkla mücadele eden annesine ve yollarının kesiştiği diğer hastalara da destek olma hikayesi umut olsun istedik!

İtiraf ediyorum; ormanın derinliklerinde, bilinmezlerle dolu uzun bir parkurda koşmak ilk duyduğunda kulağa korkutucu geliyor. Bir de bu mesafe yılın en uzun gecesinde ve kar yağışı beklenen bir havada kat edilecekse daha da bir ürkütüyor insanı.

İçimdeki ses “Daha önce de gece koştun, belki bu kadar uzun değildi ama hazırla ekipmanını, antrenmanını yapmaya odaklan, çıkıp koşacak ve hedefine ulaşacaksın. Biliyorum sen güçlü bir kadınsın!” diyor. Dışarıdan gelen tepkiler de var tabii: “Bu havada, hasta olursun, kar yağacak, karanlıkta önünü bile göremezken, 45 km koşulur mu, deli misin?”

Deliyim evet!

Hayatın bana sunduğu konfor alanımdan çıkmadığım sürece yaşadığımın farkında olmayacağımı düşünüyorum. Evde kitap okurken uyuyakalmak ya da sinemaya gidip filmin rüyasına kapılmak da sevdiğim seçenekler arasında. Ancak ben zor görünene dahil olmayı daha çok seviyorum.

Kendi sınırlarımın nereye kadar uzandığını merak ediyorum ve her defasında limitleri biraz daha zorlayıp “içimdeki beni” tanıyorum. Varoluş sebebimin sabah uyanıp, işe gidip, akşam eve dönüp, uyuyup sabah uyandığında aynı döngüyü tekrar eden ve emekliliğinde de bir sahil kasabasında yaşamayı hayal etmekten ibaret olmadığını düşününce, sınırlarını keşfet diyorum.

İleride, geriye dönüp baktığımda ya da biri bana yapmadığın için pişman olduğun bir şey oldu mu sorusunu sorduğunda kocaman bir listenin başına isteyip de cesaret edemediklerimi yazmak istemiyorum.

“Hayallerinin peşinden koş ve bu yolda koşarken hayal ettiğini asla unutma” diyen bir savaşçının kızı olduğum için kanserle savaşmaya benzetiyorum uzun mesafe koşmayı ve özellikle doğanın bilinmezlikleriyle dolu olan patika koşularını.

Sanırım deliliğim en çok da bu noktada alevleniyor. Her ikisinde de bir hedefin olmazsa hiç başlamıyorsun bile! Hedef net aslında, koşarken bitiş çizgisine, kanserle savaşırken de sağlığına kavuşmak.

Koşmaya karar verdiğin ile savaşmaya karar verdiğin an arasında hiçbir fark göremiyorum. Her ikisi için hazırlanırken, küçük antrenmanlar yapmalı, iyi beslenip düzenli uyumalı ve bu düzeni aksatmamalısın. Koşacağın parkuru bilirsen kendini ona göre de hazırlayabilirsin. Yol boyunca beklenmeyen aksilikler karşına çıkabilir elbette; bir kurbağa ya da yolun ortasında oluşan çukurlara dolan sular gibi. Kanserle savaşırken de, dökülen saçlar ya da kesilen iştah asla yolundan etmemeli seni. Her olumsuzlukla karşılaştığında hedefini ve yola niye çıktığını tekrar hatırla!

Bir hayalimi gerçekleştirmek için yola çıkacaktım. Ayakkabım, yarış kıyafetlerim hazırdı. Tepe lambası olarak daha önceki yarışlarda kullandığım bu kadar uzun bir mesafe için yeterli olmayacaktı. Çünkü geniş alanı iyi aydınlatamadığını birkaç kez tökezleyerek tecrübe etmiştim. Bu yarıştaki gibi uzun mesafeler koşan ve önerilerini dikkate alacağım koşuculara danıştığımda, önümde geniş bir yelpaze olduğunu fark ettim ve tercihimi en hafif olandan yana kullandım. Çünkü biliyordum ki zaman geçtikçe kafamda ağırlığını daha fazla hissetmeye başlayacaktım. Suyumu ve yol boyunca ihtiyaç duyacağım atıştırmalıklarımı da sırt çantama yüklediğimde yola çıkmaya hazır olduğumdan emindim.

Yarış alanına ulaştığımızda ormanın şehirden birkaç derece daha soğuk olduğunu ve arada çiseleyen yağmura kar tanelerinin eşlik ettiğini gördüğümde kalp atışlarımı beynimde hissetmeye başladım.

Daha önce 30 km’lik bölümünü koştuğum, bol yokuşlu parkurun iki gündür yağan yağmur nedeniyle oluşan göletlerle beni beklediğini biliyordum. Heyecanlıydım ve bir yandan da korkuyordum. “Çık koş, sana güveniyorum, yapacaksın” diyen sevdiklerim olmasa vazgeçebilirdim belki de.

Başlangıç çizgisinde yerimi aldığımda yolun yarısını tamamladığımı biliyordum. Eldivenlerim ıslanmasın diye üzerine giydiğim cerrahi eldivenler ve zorlu hava koşullarında bisiklet sürerken giydiğim formayı tercih etmiş olmam beni görenlere başta komik gelse de, yol boyunca doğru bir karar aldığımı düşünmeden edemedim.

Yarış başladığında nefesim, tepe lambamın aydınlattığı yol ve bitiş çizgisine ulaştığında bu zorlu yolu tamamlamış olmanın verdiği mutluluğa odaklandım. İlk 13 km boyunca yalnız değildim, 8 ve 20 km yarışanlarla aynı rotadaydık. Parkurlar için ayrım noktasına geldiğimizde yalnız koşmaya başladım ve bana en yakın koşucunun ışığını, aramızdaki mesafe ve engebeli bir rotada olmamız nedeniyle aralıklı olarak görüyordum. Işık gözden kaybolduğu anlarda kendi tepe lambamın ve önümde uçuşan kar tanelerinin aydınlığı ve ayak seslerimle baş başaydım.

Büyük hedefin içinde küçük hedefler her zaman beni motive eder. Bu nedenle ilk hedefimi önümdeki koşucuya ulaşmak olarak belirledim ve ulaştığımda da iki kişi olduklarını fark ettim. Bir süre birlikte koştuk ve parkur hakkında sohbet ettik, kim olduklarını ve koşuculardan birini daha önce tanıdığımı yarış bittikten iki gün sonra anlayacaktım. Çünkü hava koşulları, kafamızdaki ışık, şapka, boyunluk ve üzerimizdeki kıyafetler bizi tanınmaz hale getirmişti.

İlk 25 km boyunca çok da zorlanmayacağımızın bilgisini bu parkurda antrenman yapan ve aynı zamanda tepe lambasını öneren arkadaşımdan almıştım.

Dediği gibi de oldu, parkurun 25.km’sinde yolun ortasında kocaman bir göleti geçmek için solundaki tepeye tırmanıp, biraz yoldan çıkarak parkurda kalabildim.Göleti geçtim diye sevinirken, soldan yukarıya gitmem gerektiğini gösteren işaretlerin bana bir sürprizi daha vardı. Yokuş o kadar dikti ki tepe lambasının aydınlattığı işaretler adeta gökyüzüyle birleşiyordu. Kendimi son defa motive ettiğimi düşünerek, “Hadi kızım, bu yokuş bittiğinde parkurun en zorlu yokuşu da bitmiş olacak.” dedim.

Tepeye ulaştım ulaşmasına ancak, batonsuz olmanın dezavantajıyla iki adım ileri gidip bir adım geri kayarak, dizlerime bastırdığım ellerimden kuvvet alarak ve düşmemek için patikanın sağında solunda gördüğüm ağaç köklerine tutunarak geçtim. Düzlük alandan bir sonraki yokuşun başladığı 35.km’ye kadar, hafif iniş çıkışlı mesafede nefesimi ve bacaklarımdaki yokuş çıkmış olmanın sancılarını ancak toparlayabildim.

Son yokuşun başladığı noktaya ulaştığımda bitirmeme 10 km kaldığını biliyordum. En büyük motivasyonum annem başta olmak üzere, tüm kanser savaşçılarının tedavilerinin sonucuna odaklandığı gibi ben de yola çıkış amacıma odaklanmalıydım. Zorlu yolları aşıp, bu noktaya kadar gelip burada pes etmek olmazdı. Bitiş çizgisine ulaşana kadar da bu motivasyonla attım adımlarımı. Ormanın içinden çıkıp şehrin ışıklarını gördüğüm anda ise yolun sonunda yaparsın sen diyen sevdiklerimin beklediğini bilmek hız kattı adımlarıma.

Bitiş çizgisini geçerken hedefe ulaşmanın mutluluğu ve 5 saat 49 dakikadır parkurda koşuyor olmanın tatlı yorgunluğuna, yarışı tamamlayan ilk kadın olmanın sevinci eklendi. Yılın en uzun gecesinde, soğuk havada dans eden kar taneleri eşliğinde, en uzun yarışımı koştum. İyi ki deliyim ve bir hayalimi daha gerçekleştirdim. Yeni bir yola çıkmak için sebeplerim var benim!

Konu ile ilgili “daha fazla” bilgiye aşağıdaki yazılardan da ulaşabilirsiniz:

Lıve To Bloom

Daha iyi bir seçim yaptık ve yaşama çiçek açtık!...

DAHA FAZLASINI OKU

BLOOM SHOP