Değişimi, yenilenmeyi ve yeni şeyler keşfetmeyi hep çok sevdim. Ankara’da doğup büyüdüm. İstanbul’da başlayıp Milano’da devam eden İnsan Kaynakları alanındaki kurumsal iş hayatımı Cenevre’ye yerleşirken danışmanlık boyutuna taşıdığımda en çok da kendime vakit ayıracağıma hem sevinmiş hem korkmuştum.

Dile kolay, 15 yıldır alıştığım bir düzeni yıkıyordum. Proje olmadığında kendim için zamanım olacak diyerek şehirdeki workshopları da ajandama kaydediyordum. Hep ellerimi klavye dışında harekete geçirecek bir şeylerin arayışındaydım farkında olmadan.

Çamurla da ilk böyle tanıştım… Fransızca ilerleyen bir workshop’da herkesin ellerine baka baka şekillendirmeye çalıştım ilk çamurumu. Sonrasında küçük bir şehir olan Cenevre’de seramik workshop’ı kovalamaya başladım. İstanbul’a dönünce düzenli bir şekilde ellerimi çamura sokarak kendime yeni bir hobi edindiğimi düşündüm.

O kadar derinine inmişim ki bana yeni bir amaç lazım dediğimde ellerim çamurla verdi cevabı. Çamurun doldurduğu bir boşlukla başlayan bir yolculuk… Her şeyi yolda öğrendiğim, deneyimleyerek adım adım…

İlginizi çekebilir: Stresli, Takıntılı ve Tepkisel Hallerimi Nasıl Dönüştürebildim?

Çamur içinde gecen 3,5 senede gördüm ki ben onu şekillendirirken o da beni şekillendiriyor.

Hep büyük ve hareketli şehirlerde yaşamaktan, dinamik ve her şeyin hep acil olduğu bir iş hayatına sahip olmaktan ben yavaş olmak nedir, hiç bilmedim.

Ancak çamur bana yavaşlamayı öğretti. İlk önce; “Beni şekillendireceksen unutma, ben ne kadar sert gözüksem de narinim.” dedi. “Öyle hızlı hızlı yapmaya gelemem, yavaş ol.” dedi. İçimdeki tüm negatif enerjiyi toprağa basar gibi ellerimden çeken çamuru bile şekillendirirken “an”da kalmadığımı, bir sonraki aşamaları planladığımı fark ettim.

Yavaşlamayı öğrenmeye başladım ve gördüm ki “multitasking” ile aslında kendimi yıllarca ne kadar yormuşum. Her şeyi ince ince planlamamın beni “an”dan ne kadar uzaklaştırdığını gördüm.

Sonra “Sabırlı ol, beni bugün şekillendirip akşam evine götüremezsin. Bırakacaksın kuruyacağım, pişeceğim. Hem de iki kere pişeceğim ve sen bekleyeceksin.” dedi. Sabretmek mi?

Bu yavaşlamaktan daha zor olacaktı benim için. Ama gördüm ki aslında sabır etmek yavaşlamanın bir parçasıymış. Sabretmeyi öğrendikçe vaktim çoğaldı. Sabırsızca bir an önce bitsin diye uğraştığım şeyleri yavaşlattıkça bana daha çok vakit kaldığını fark ettim.

İlginizi çekebilir: Konfor Alanları Dostumuz Mu Düşmanımız Mı?

Çamur “Benim sınırlarım, kırmızı çizgilerim, hatta itirazlarım var.” dedi.

Sabırsızlığın bir parçası da sonucu, süreci gereğinden fazla kontrol etmek. Ne kadar kontrolcü olursam o kadar hızlı sonuca ulaşırım sanıyor insan. Halbuki, seramiğin süreci bir yerde kontrolü sizin elinizden alıyor. Çamur hassas, içinde onun kabul etmeyeceği miktarda hava bıraktıysanız ya da doğru şekilde kurumaya bırakmadıysanız daha kururken çatlayıveriyor.

Bazen bu tatsız sürprizini fırındaki pişim aşamasına bırakıyor. Heyecanla yüklediğim fırınımdan kırılmış seramik parçalarını topladığım oldu. Çünkü onu dinlemeden yavaşlamadan yapmıştım. Bazen hata olmasa da oluyor bunlar. Hiç hatasız ürettiğini bildiğin obje çatlamış çıkıyor. Geriye “kabul etmek” kalıyor.

Kabullenmek; hatanı, sonucu, süreci. Görüyorsun ki kontrol edemezsin her şeyi, bazı şeyler senin dışında gelişiyor ve “kabul et, kabullen” diyor sana çamur. Ve itiraf ediyorum, benim asıl öğrenmem gereken buydu. Her şeyi kontrol edemeyeceğimi bilmek ve kabul etmek akışı.

Uzun gibi gelen kısacık bir zaman diliminde çamur beni şekillendirdi ve benim de onu şekillendirmeme izin verdi.

Önce hobi, sonra tutku oldu ve şimdi her sabah kapısını huzurla heyecanla açtığım atölyeme kavuşturdu.

Hayal kurmayı baştan öğretti; sabırla ve ‘an’ a bırakarak. Kontrol etmeden ama hedefimi yolumu bilerek. Hatalarımı ve etki alanım dışında gelişen her şeyi kabullenerek. Heyecanımı hiç yitirmedim bu süreçlerde, tez canlılık artık durdurulamaz bir heyecan ben de üretmeye, hayal kurmaya, tasarlamaya dair.

Dedim ya ellerim seçti bendeki bu yolculuğu, onlar beni çamurla tanıştırdı ve yoğurdu. Ellerimiz aslında pek çok şeye yön veriyor. Düşünün ki yaptığımız birçok şeyi onlar sayesinde yapıyoruz en basit hareketleri bile, yüzden ellerinizi biraz serbest bırakın, onları sizi mutlaka bir yolculuğa çıkaracak. Sizi şekillendirecek değiştirecek yolu gösterecektir.

İlginizi çekebilir: Sanat Terapisi Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey