Türkiye’de önde gelen Ayurvedik danışmanlardan biri olan Ulli Allmendinger, uzun yıllardır Ayurvedik beslenme, kadın sağlığı ve fitoterapi üzerine eğitimler veriyor, çalışmalarına devam ediyor. 

“Ayurveda” kitabının yazarı olan Ulli, Advayta Bomonti’nin ve Ayurvedik, sıfır atık ve vegan mutfak Nobo Bomonti’nin ortaklarından. Aynı zamanda, Advayta Bomonti çatısı altında, farklı alanlarda uzman isimlerin bir araya geldiği Advayta Wellbeing ekibinin de koordinatörü. 

Ayurveda’yı koşuşturmacalı hayatlarımızda en pratik ve basit haliyle nasıl deneyimleyebileceğimizi konuştuğumuz röportajımızı keyifle okumanız dileğiyle!

Ayurveda’yı nasıl tanımlarsın?

Ayurveda, Hindistan’ın Vedik kültüründen gelen tıbbi, eski bir sistemdir. Kelimenin Sanskritçe versiyonuna bakmak faydalı çünkü bu kelimelerin anlamı, özünde ne olduğu hakkında çok şey anlatır. Ayurveda kelimesi, iki Sanskrit kökten oluşur: Biri Ayur, diğeri Veda. Ayur, hayat demektir. Veda ise bilim anlamına gelir. Bu kelimeyi tercüme ettiğimizde Ayurveda elbette tıbbi bir sistem anlamına gelir. Beslenme ve iyileşme ile ilişkili olduğu gibi özünde, yaşamın bilimi anlamı yatar.

Başka bir deyişle Ayurveda, kendi varlığınızla ve doğayla nasıl uyum içerisinde yaşayacağınızı anlamaya yardımcı olan bir sistemdir. Dengeli ve sağlıklı yaşamın nasıl yaşanacağını ve yaşamın nasıl anlaşılacağını öğretir.

Ayurvedik beslenmenin ayırt edici unsurları nelerdir? 

Bu soruyla çok karşılaşıyorum. İnsanlar Ayurveda’yı duyduklarında bazen Hint yemekleri ile ilgili olduğunu düşünüyorlar. Ama aslında hiç de öyle değil. Elbette kökleri Hindistan’dan geliyor ama Ayurveda’nın prensipleri zamansız. Böylece Ayurvedik hatları her türlü mutfağa uygulayabiliyoruz. Ayurveda bir Hint yemeği veya basmati pirincinden ibaret değil.

İlginizi çekebilir: Ayurveda Beden Tipi Özelliklerine Göre Ayurvedik Beslenme

Bireysel bakış açısı:

Günümüzde çok fazla beslenme seçeneği olduğu için herkesin ne yapacağı konusunda kafası çok karışık. Ayurveda’yı bu konuda çok yararlı buluyorum çünkü Ayurveda, senin benden farklı olduğunu öne çıkaran biyo-bireysellik kavramını ortaya koyuyor.

Biyo-bireyselliğe göre benim bedenim için işe yarayabilecek olan bir şey sizin bedeniniz için işe yaramayabilir. Yani herkesin vegan olması gerektiğini, herkesin Paleo diyeti uygulaması gerektiğini, herkesin ketojenik beslenmesi gerektiğini söylemek Ayurveda’ya göre hiç de mantıklı değil.

Ayurveda herkesin farklı bir temel yapısının olduğunu söylüyor ve bu yapının özelliklerine bağlı olarak, yararlı olan veya hiç fayda sağlamayan bazı yiyecekler olduğunu belirtiyor. Kısacası, bireyselleştirilmiş beslenme fikri gerçekten de Ayurveda’nın kalbinde.

Sindirim sistemi:

Ayurveda’da hep söylediğimiz bir şey var. Modern bilim de bunu yeni yeni anlamaya başladı: Tüm hastalıklar sindirim sisteminde başlar. Dolayısıyla, Ayurveda’da optimal sindirimi ve eliminasyonu kolaylaştıran bazı genel kurallar var. Mesela bazı yiyecekleri başka yiyeceklerle birlikte tüketmememiz gerekiyor çünkü tek başlarına sindirimleri çok zor. Türkiye’de yiyecekleri kombine etmekten bahsettiğim zaman herkes kaçmak istiyor çünkü bazı temel alışkanlıkları yıkmış oluyoruz.

Bunun haricinde yanlış kombinasyonlar da çok yaygın. Örneğin, meyve başka hiçbir besinle birlikte tüketilmemeli. Ama kahvaltıda yoğurtla meyve yiyen birçok insan var. İkinci büyük kural, süt ürünleri et veya balık ile karıştırılmamalı. Ama Türkiye’de iskender, köfte, yoğurt, döner ayran var… Bu kombinasyonların sindirimi çok zor. Çünkü iki yiyecekte de iki farklı hayvansal protein var. Bu yüzden bu tüketim şekli, sistemde çok fazla durgunluk ve tıkanıklık yaratabiliyor.

Sindirim ateşi ve baharatlar:

Yiyeceklerin vücuda nasıl yararlı olduğunu ortaya çıkarmaya yardımcı olmanın yanı sıra Ayurveda’da baharatlar da çok sık kullanılıyor. Çünkü Ayurveda’da baharatlar agni (sindirim ateşi) için katalizör olarak kabul ediliyor ve sağlıklı sindirimi desteklemede oldukça faydalılar.

Osmanlı zamanında baharatların sıklıkla kullanılmış olmasına bayılıyorum. O dönemki tariflere baktığımızda yiyeceklerde çok çeşitli baharatlar görüyoruz. Ama şimdi genellikle sadece pulbiber, karabiber ve nane var. Bazı bölgelerde baharatlar daha çeşitli kullanılıyor olabilir ama genel olarak masada gördüğümüz şey, İstanbul’da eskiden kullanılanların çok küçük bir kısmı.

İlginizi çekebilir: Ayurveda Mutfağında Kullanılan Baharatlar ve Faydaları

Ayurvedik beslenme kurallarına birebir uymak ve her şeyi önerildiği şekilde yapmak ne derece yeterli?  

Elbette ki bedendeki enerji doğrudan gıdaya aktarılıyor. Eskiden çok fazla bilgi sahibi değildim ama artık restoran mutfaklarında genellikle atmosferin çok sert olduğunu biliyorum. Çok küfür, kavga ve kaba bir ton hakim.

Bu nedenle örneğin NOBO’daki ekibimizle mutfağın enerjisi ve bu pozitif enerjinin sağlık ve yiyecek üzerine sağladığı yararın önemi konusunda dikkatli davranıyoruz. Çok lezzetli, organik, güzel bir yemek servis edebilirsiniz ama aşçınız gergin biriyse bu enerji gıda üzerinde baskılanır. Aynı şekilde yemeğe oturduğunuzda üzgün hissediyorsanız o yiyeceği sindiremezsiniz. Çünkü tüm sinir sisteminiz kilit halindedir.

Sakin bir şekilde yemeğinizin tadını çıkarmanız yemekten verim almanızı sağlar.

Masada bünyenize iyi gelmeyen bazı yiyecekler olabilir ancak vücudunuz sakinse, stresli bir şekilde oturmaya kıyasla bu yiyeceklerle çok daha iyi bir şekilde başa çıkabilir.

Belki günlük hayatınızda şeker tüketmiyorsunuz. Ama büyükanneniz özenle sizin için bir pasta yaptığında o pasta size kendinizi çok mutlu hissettirebilir. Bu tat, çocukluğunuzu ve o döneme ait birçok şeyi sembolize ediyor olabilir. Bu yüzden o pastayı yemek büyük olasılıkla sisteminiz için iyi olacaktır. Sürekli olarak neyi yiyip neyi yememeniz gerektiğini kendinize hatırlatmanız, o pastanın içindeki şeker kadar zararlıdır.

Hayatımızda bazı kurallar istiyoruz ve birinin bize neyi nasıl yapacağımızı söylemesini istiyoruz. Bu bir iç güvensizlikten mi kaynaklanıyor, bilmiyorum. Çünkü atalarımız ne yemeleri gerektiğini o dönemlerde herhangi bir kaynakları yokken bile gayet iyi biliyorlardı. Doğanın verdiklerini mevsiminde yiyorlardı. Bu kadar çok seçenekleri, kışın ortasında yiyebilecekleri çilekleri, tropiklerden muzları, başka bir yerden gelen mangoları yoktu.

Böylece, toprağın verdiği şeyi yediler ve onlara yiyecek veren toprağa teşekkür ettiler. “Eyvah! Ne yiyeceğim? Bugün kök sebze mi yemeliyim? Çok mu yedim?” gibi sorgulamaları yoktu. Oysa bugün her şeyden önce o topraktan uzaklaştırıldık ve atalarımızın bilgeliğinden çok uzakta kaldık. Artık sürekli olarak başka bir diyet önerisi sunan bir medya oluşumuna sahibiz. Kaybolmuş durumdayız ve tek istediğimiz şey kurallar…

Ayurveda, bedenin bilgeliğine yeniden bağlanmakla ilgilidir. Ayurveda bir yemek listesi değildir. Neyin vücuda faydalı olabileceği veya elimine edilmesi gerektiği hakkında bir fikir edinmek için başlangıçta yardımcı olabilir. Ancak günün sonunda vücudunuzun neye ihtiyacı olduğunu ve ne istediğini kendiniz öğrenmek zorundasınız.

Ayurveda bedenimizin bilgeliğine yeniden erişmek için sunulan çok kıymetli bir araç fakat aynı zamanda kendi içinde çok detaylı ve kompleks bir sistem. Hemen hemen herkesin vaktinin dar olduğu bir dönemde, hayatlarımızda Ayurveda’ya kolayca yer açabilir miyiz?

Evet, bir yandan Ayurveda çok karmaşık. Kapsamlı bir sistem ve 5000 yaşında. Birçok klasik metinden oluşuyor ve ilaçların karmaşık sisteminden meydana geliyor. İnsan, bir ömür boyu çalışabilir ve Ayurveda hakkında her şeyi öğrenemeyebilir. Bu bir gerçek.

Diğer bir gerçek de aslında Ayurveda’nın prensiplerinin son derece sağduyulu ve basit olması.

İşin aslı, belirli bir öğeye bakıyoruz ve bu belirli öğenin doğal niteliklerini inceliyoruz. Ateşin sıcak olması gibi. Sıcaklığının yanı sıra hafif ve yağlı olması gibi. Toprak ve su ise soğuk, ağır, yapışkan ve hareket etmiyor. Rüzgar hafif, kuru ve hareketli. Ayurveda’da hiçbir şey bilmiyorsanız bu cümleyi hatırlayın:

Benzer, benzerliği getirir ve zıt ise dengeler.

Bedeninizde sıcak nitelikler varsa o zaman serinletici ve yatıştırıcı şeyler yemeniz gerekir. Çok havadar, değişen, rüzgarlı, hareketli nitelikleriniz varsa kök sebzeler, fındık gibi köklü, kararlı, daha yoğun olan şeyleri tercih edebilirsiniz. Yoğunluğunuz varsa taneli, yeşil yapraklı hafif şeyler tüketmelisiniz.

Yani aslında o kadar da karmaşık değil. Sadece yapınızı veya dengenizi anlamak biraz zamanınızı alabilir. Neyi daha fazla beslemek veya azaltmak gerek?

Mesela benim vücudum ateşe yatkınsa, çok fazla pulbiber, turşu yemem ve alkol tüketmem. Bikram yoga yapmam. Rekabetçi ilişkilere girmem. Ya da eğer çok fazla havam varsa o zaman patlamış mısır, kraker, lahana, salata, çiğ gıda gibi çok havadar ve kuru yiyecekler tüketmem. Aynı anda birçok işi yapmaya çalışıp koşturmam. Çünkü zaten hareketimin kalitesi, hafiflik ve kuruluk üzerinedir.

Eğer, ağır hissediyorsam tüm günü hareket etmeden koltukta geçirmem. Çünkü zaten çok fazla yoğunluk içerisindeyim demektir. Üzerine bir de ağır olduğu için süt ürünleri tüketmem. Bunun yerine, sisteme daha fazla ateş katmak için biraz baharat eklerim.

İlginizi çekebilir: Vata Mevsimi: Ayurveda’ya Göre Soğuk Havalarda Nasıl Beslenmeli?

Ayurveda’nın detaylarına inmeye vakti olmayanlar ama bütünsel sağlığına katkı sağlayacak kilit noktaları öğrenmek isteyenler için neler önerirsin? 

Uygulaması oldukça kolay olan ve Ayurveda’nın temeli diyebileceğim dört tane önerim var:

Bunlardan ilki gıdaları sezonunda tüketmek. Doğanın spesifik sezonlarda verdiği gıdaları o sezon içinde tüketmemiz gerekir. Yani, kış mevsiminde domates salatalık yememek ve kök sebzeler tercih etmek, aynı şekilde yaz aylarında bol biberli kuru fasulye yerine yeşil yapraklı sebzeleri tüketmek önemli. Doğanın bize kendiliğinden verdiği sezonluk gıdalar vücudumuz için diğer besinlere göre çok daha sağlıklı.

İkinci olarak, soğuk olan şeylerden uzak durmak sağlıklı bir birey olmak konusunda bize yardımcı olacaktır. Buzlu içecekler içmekten kaçınmak ve buzdolabından çıkarttığımız gibi gıdaları tüketmemek bu noktada oldukça önemli. Yemeklerin arasında sıcak su içmek de önemli bir püf nokta. Agnimiz doğal olarak sıcaktır ve bunu beslemeye özen göstermemiz gerekir. Pişmekte olan bir pirince buz atmak pişme sürecini durdurur. Konu vücudumuz olunca da durum aynıdır. 

Üçüncü olarak da sabah rutini olarak dili temizlemek önemli bir alışkanlıktır. Gece boyu kendini temizleyen vücudumuz sabahları dilimizin üzerinde “ama” denilen bir tabakayla uyanmamıza neden olur. Bu tabaka vücudumuzdan atılan toksik maddelerden oluşmaktadır. “Ama”yı sabah kalkar kalkmaz temizlemezsek yeme içme ve yutkunma esnasında vücudumuza tekrar sokmuş oluruz.

Ayrıca dilimizde tüm organlarımızı temsil eden noktalar vardır ve dilimizi temizlediğimiz zaman tüm organlarımıza “Kalkma ve çalışmaya başlama zamanı!” sinyalini vermiş oluruz. Bu nedenle dil temizliğini sabah aç karnına yapmak önemlidir. Fakat temizlik esnasında aşırıya kaçmak da organların fazla uyarılıp yorulmasına neden olur. 

Son olarak da zerdeçal tüketiminin herkese iyi geleceğine eminim. Enflamasyon ve kanser karşıtı içeriği sayesinde sağlık konusunda her şeye iyi gelebilecek özel bir baharat. Özellikle kadınların mutlaka beslenme alışkanlıklarına eklemesini tavsiye ederim. Kanı temizleyen ve kan yapımına yardım eden içeriğine ek olarak kadınların vücut sistemini de destekler. 

Peki Ulli Allmendinger’in bir günü nasıl geçiyor? İş hayatının stresini dengelemek ve dinginliğe dönmek için neler yapıyorsun? 

Ben de gün içinde herkesin karşılaştığı gibi modern hayat zorluklarıyla karşılaşıyorum. Benim avantajım birtakım sistemlerin hayatımın bir parçası haline dönüşmüş olması. Ellerimde kullanabileceğim pek çok araç var. Normal bir kişiye kıyasla, Svasta konusunda da biraz daha iyi olabilirim. Güçlü yönlerimin ve zayıflıklarımın farkındayım. Bunu zor yoldan, hatalar yapıp dersler çıkartarak öğrendim. 

Advayta ve NOBO hayatıma girdiğinden beri hiç olmadığı kadar yoğunum. Fakat hayatımın asla vazgeçmeyeceğim olmazsa olmazları her zaman var. Bunlardan bir tanesi de sabah rutinim yani Dinacharya. Bu Ayurveda için oldukça önemli bir konsept.

İlginizi çekebilir: Ayurveda Beden Tipleri İle Uyumlu Pazar Ritüeli

Ne kadar yoğun olursam olayım sabah rutinimde kesinlikle atlamadığım birtakım ritüellerim var:

  • Yağ masajı (abhyanga)
  • Meditasyon
  • Qigong

Deneyimlerim sonucunda bu üç aktivitenin benim sabah rutinim için gerçekten de çok önemli olduğuna karar verdim. Köklenmem ve gün içinde dengeli olmam için sabah rutinimde bunları atlamamam gerekiyor. 

Tabii bu aktiviteler, ritüeller ve rutinler kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. Ben Vata-Pitta olduğum için ve Vata degeden çıkmaya müsait olduğu için yağ masajı ihtiyacım olan dengeyi korumam konusunda bana çok yardımcı oluyor. Yağ masajından daha fazla beni köklendiren bir aktivite yok.

Mesela konuşmaya ve öğretmeye başladığım zaman doğal olarak Vata’m yükseliyor. Günün sonunda dengeye tekrar girmek için, kendime yere değdiğim, yağlı ve sıcak bir masaj ayarlıyorum. Ayrıca gün içinde köklenmeme yardımcı olacak sıcak gıdalar tükettiğimden emin oluyorum. Örneğin çiğ salata ve nohut gibi hava elementine ait gıdalar dengemi kaybetmeme neden olabiliyor. 

İlginizi çekebilir: Test: Ayurveda’ya Göre Hangi Tip Dosha’sın?

Herkesin rutini kendine özel.

Ben rutinimi hatalar yaparak, kendim için uygun olan aktiviteleri keşfederek geliştirdim. Uzun zaman süren bu kendimi tanıma sürecinin ardından benim için en uygun olan rutine karar verdim. 

Bunlara ek olarak, iki danışanımın arasında üç kere derin nefes almak merkezime dönmeme yardımcı oluyor. Son iki yıl içinde işim için oldukça sık seyahat ettim ve gittiğim yerlerde eğitimler verdim. Bu, Vata’yı en çok aktive eden durumlardan bir tanesi. Her zaman mula bandha’yı işime entegre etmeye çalıştım. Ayrıca sıcak ve beni köklendiren yemeğimi her zaman yanımda taşımaya çalıştım. Aksi durumlarda da uçuş boyunca sıcak su içmeyi tercih ettim. Prensipleri bildiğiniz zaman ve kendinizi daha iyi tanıdıkça dengeyi kurmanız ve korumanız çok daha kolay oluyor. 

Danışanlarında en sık karşılaştığın durumlar neler?

Sürekli olarak karşılaştığım iki tane büyük problem var ve bunlar hastalıklara neden oluyor. 

Bunlardan ilki stres.

Pek çok insanın sinir sistemi çökmüş durumda. Adrenal bezleri hiper uyarılmış ve bakımsız bir halde. Bu kişiler genellikle alkol ve televizyonla kendilerini iyileştirmeye çalışıyorlar. Aşırı uyarılmış sinir sistemlerini yavaşlatarak yeniden düzene soktuklarını hissediyorlar fakat durum öyle olmuyor. Bu anlık ve kestirme bir yöntem. Yani insanlar stresle başa çıkmayı bilmiyor. Bu çok büyük bir sorun. 

İkinci sorun ise sindirim sistemi.

İnsanların kafası ne yiyecekleri konusunda oldukça karışmış durumda. Bir kısım insan, ne yediklerini hiç umursamıyor ve düşünmüyor. Hazır gıda seviyor ve tüketiyorlar. Fakat bu grubun dışında kalan ve sağlıklı beslenmeye çalışan kitle, her kaynaktan başka bir bilgi duyuyor. 

Mesela bir danışanım sabahları güne soğuk smoothielerle başlıyormuş ve bunu dünyanın en sağlıklı şeyi sanıyormuş. Bu danışanımın sindirim sistemi soğuk. Gaz, şişkinlik ve kramplara yatkın. Herkes yeşil smoothieler yapıp içiyor diye onun da bunu uygulaması kendi vücudu için aslında hiç de iyi olmuyor. İnsanlar vücutlarını dinlemeden ve tepkilerini anlamaya çalışmadan, “sağlıklı” olduğunu duydukları her şeyi kabullenip uygulamaya çalışmamalılar. 

Ben de New York’da bir gazeteciyken böyleydim. Yoğundum yani Vata’m baskındı. Vegandım. Kışın ortasında soğuk çiğ salatalar yiyordum. Ashtanga yoga yapıyordum ve sabahları işe bisikletle gidiyordum. Vegan olduğum için ve bisiklete bindiğim için kendimi sağlıklı zannediyordum ve buna inanıyordum fakat vücudum bana işlerin yolunda gitmediğinin sinyallerini veriyordu. Tükenmiştim, üşüyordum ve endişeliydim. 

Eskiden öğretmenim ‘Her şey ilaç ve zehir olabilir. Önemli olan şey kimin, ne amaçla ve ne zaman kullandığıdır’ derdi.

Yani, muhteşem veya bu çok kötü diye bir şey yoktur. Fakat her şey, iyi veya kötü olabilme potansiyelini içinde taşır. Yeşil smoothieler için de aynı durum geçerlidir. Şu anda senin için uygun değilse onu sindiremezsin ve bu da sisteminde dengesizlik meydana getirir. 

Hepimizin bildiği gibi hayat sürekli bir değişim halinde. Aynı şekilde bedenimiz ve dolayısıyla ihtiyaçlarımız da sürekli değişim halinde. Kış diyetimiz ve kış yogamız, yaz mevsiminden farklı olmak zorunda. Bunun nedeni de kış mevsiminin yaz mevsiminden farklı esaslara sahip olması. 

Geceleri uyanık olmamamız gerekiyor. DNA’mızın kodlarında güneş batınca uyumamız gerektiği var. Fakat yapay ışıklar geceleri vücudumuzu yanıltıyor. Aslında doğayı ne kadar çok kabul edip anlarsak ve onunla beraber yaşamaya başlarsak, o kadar sağlıklı ve yolunda giden bir hayata sahip oluruz. 

Ayurveda’nın önerdiği sabah ritüelleri ve rutinleri hayatı daha karmaşık veya zor yapmak için değil. Temel amacı kişiyi doğanın ritmine yaklaştırmak. Bu bir kitaptan veya arkadaşlarla sohbet ederek öğrenilebilecek bir şey değil. Hayata uygulamak ve değişimi gözlemlemek gerek. Doğayı öğren, kendini öğren; işte Ayurveda’nın içindeki güzellik budur.  

İlginizi çekebilir: Ayurveda 101