“Ama” kavramı bir bağlaç olarak günlük hayatımızda çok sık karşımıza çıkar. Sözlüğe göre “ama”, koşul bildirme göreviyle iki aykırı cümleyi birbirine bağlamaya yardımcıdır. Tek başına fazla bir anlam ifade etmiyor gibi gözükse de kullanıldığı yere göre derin anlamlar taşımaktadır. 

Cümlelerinize “ama” ile başlarken onun enerjisine, anlamına veya ne kadar sık kullanıldığına hiç dikkat ettiniz mi? En basitini düşünecek olursak “ama”, karşımızdaki kişiye bir mazeret bildirir. Sanki yapmak isteyip de yapmadığımız veya yapamadığımız şeylerin bahanesidir.

“Çok istiyordum ama… Yanına gelecektim ama… Seni seviyorum ama…” gibi cümleler farkında olmadan arkadaşlarımıza, eşimize, ailemize çeşitli bahaneler iletir. Her birimiz için farklı şeyler ifade eden, küçük yaşlarda öğrendiğimiz bu bağlaç gelişigüzel kullanılarak dilimize pelesenk olmuş durumda. Peki ama’larımız aslında yapmak isteyip yapamadıklarımız, ertelediklerimiz ya da korkularımız olabilir mi?

İlginizi çekebilir: Sahtekar Sendromu: Kendinizi Yetersiz Mi Hissediyorsunuz?

En çok da kendimize “ama” diyoruz!

Kendimizi “ama” ile yargılıyor, üzüyor, korkutuyor ve farkında olmadan türlü bahaneleri içimizde biriktiriyoruz. Ağırlaşmak, duygusuzlaşmak, donuklaşmak gibi hislerle yediği yemekten tat alamamak, gülmeyi unutmak, yaşama karşı isteksizleşmek hep birikmişliğin ağırlığındandır.

Üçüncü göz olarak da bilinen epifiz bezinin kireçlenmesi de karmaşıklaşan zihnimizin bir sonucudur. Vücudumuz bir bütün olarak çalışan canlı ve enerji dolu bir organizma ise en ufak bir tıkanmanın bile bütünde büyük sorunlara yol açabileceğini unutmamak gerekir. Zihnimizde biriken ama’ların, bizi genel anlamda isteksizliğe iterken yaşam enerjisi olarak da bilinen Çi enerjisinin azalmasına ve gözlerimizdeki ışığın sönmesine neden olabilir. 

Dilimizdeki ve zihnimizdeki ama’ların yanında bir de bedenimize dışarıdan dahil ettiğimiz ama’lar var. 

Kadim bir yaşam öğretisi olan Ayurveda’ya göre, tüm hastalıkların nedeni vücutta biriken toksinlerdir ve bu toksinleri Ayurveda “Ama” olarak adlandırmıştır. Yani vücut için toksin demek “Ama” demektir. Ayurveda gibi 5000 yıllık bir geçmişe sahip şifa sisteminin de toksinleri bu şekilde adlandırılması pek de tesadüf olmasa gerek.

Sağlıksız ve düzensiz beslenme alışkanlıkları, yetersiz uyku, hareketsiz ve doğadan uzak bir yaşam, sigara, stres gibi faktörler vücutta ama birikmesine neden olur. Karamsarlık, depresyon, olumsuz düşünceler ruhun toksinleri iken hastalıklar da vücudun toksinleri yani amalarıdır. Sonuç olarak vücudun dengesi bozulur, ruhsal ve bedensel hastalıklar ortaya çıkar. 

Bizler farkındalığımızı arttırarak ne söylediğimize, ne düşündüğümüze, ne yediğimize daha dikkat edersek özelden genele yayılan bir iyileşme söz konusu olacaktır.

İlginizi çekebilir: Ayurveda ile Günlük Rutininizi İyileştirin

Dilden, zihin ve bedende “ama” temizliği

Bütünsel bir iyileşme hali için dengeli bir yaşam sürmeli, daha fazla yoga ve meditasyon yapmalı, doğaya yakın bir yaşam tarzı belirlemeliyiz. Şükretmek, teşekkür etmek dilimizde; paylaşmak yardım etmek, daha çok sevmek eylemimizde olmalı. Herhangi bir hastalığınız yoksa aralıklı oruç tarzı beslenmek hem ruhunuzu hem vücudunuzu arındırmaya yardımcı olacaktır. Florür, epifiz bezi kireçlenmesine en büyük etkiye sahiptir. Bu sebeple florürden uzak bir yaşam sürmeye çalışmalı, enerji kanallarımızı aktif tutmalıyız. 

Sabahları oil pulling (ağzın yağ ile bakterilerden arındırılması) gibi destekleyici uygulamaları da zaman zaman uygulamanızı tavsiye ederim. Vücudu canlandırmanın ve uyarmanın bir diğer yöntemi olan soğuk terapi uygulamaları da dünya çapında oldukça ilgi görmekte ve yaygınlaşmaktadır.

Bu uygulamalar sayesinde hem arınma hem de uyarılma sonucu güzel sonuçlar elde edebilirsiniz. Tabii en önemlisi ise önce kendimizi sevmeli, kabullenmeli ve kendimize bolca şefkat göstermeliyiz. 

Her anlamda sağlıklı bir yaşam bir bilmece değil. Onu dilimizle, zihnimizle, yediklerimizle karmaşıklaştıran bizleriz. Basit düşünmek, sade yaşamak, doğal beslenmek hepimizin geleceği olsun! 

İlginizi çekebilir: Öz Sevgi: Kendini Sevmenin 5 Yöntemi

Gizem Tekeli

1987 Çanakkale doğumlu Gizem, 2014 yılında İstanbul Üniversitesi Antropoloji Bölümü’nden mezun oldu. Üniversite yılları boyunca MTV Türkiye Müzik Kanalı’nda Medya Planlama, çeşitli reklam filmlerinde kostüm asistanlığı, cast danışmanlığı gibi işlerde çalışarak farklı deneyimler kazandı. Ayrıca tiyatro ve dans ile yakından ilgilenerek eğitimler aldı. Şu an kurumsal bir firmada Satış, Kiralama ve Pazarlama biriminde çalışıyor ve yoga eğitmenlik eğitimine devam ediyor. Beden sağlığı için ise aktif olarak koşuyor, kitesurf (uçurtma sörfü) ve crossfit yapıyor. Ayrıca sağlıklı beslenme ve dengeli yaşam üzerine okumaya ve araştırmaya, mutfakta ise farklı tarifler denemeye bayılıyor.