Her birimiz yeni biriyle tanışırken, büyük bir sunum öncesi, bir insanla diyalog halindeyken, kalabalık bir restorana girerken, hatta dolmuşta ineceğimiz yeri söylerken dahi kendimizi huzursuz ve gergin hissedebiliriz. Fakat sosyal anksiyete bozukluğu tanısına sahip kişiler için bu gibi durumlar daha büyük bir kabusa dönüşür ve kendilerini tüm sosyal beceri gerektiren ortamlardan kaçınırken bulabilirler.

Bu kaçınma hali sonucunda da tüm iş, kariyer, aile, özel hayat ve diğer tüm sosyal performans gerektirecek önemli alanlar kötü şekilde etkilenmeye başlar, negatif düşünceler pekişir, kaygı ve depresyon ön plana çıkar.

Peki insanların hayatlarının en önemli alanlarını bu denli etkileyen, utangaçlık hissinden çok daha ağır şekilde tecrübe edilen sosyal anksiyete bozukluğu, diğer adıyla sosyal fobi, nedir?

İlginizi çekebilir: Anksiyete Bozukluğu Hakkında Bilinmesi Gereken Her Şey

Kişinin sosyal durumlara karşı duyduğu yoğun korku hali

Sosyal fobiye sahip kişi diğerleri tarafından eleştirileceğini, yargılanacağını, başkalarının önünde rezil olacağını ve küçük düşeceğini varsaydığı için kaygısını düşürmek adına sosyal ortamlardan tamamen kaçınır ya da kendini güvende hissetmek için bu ortamlarda farklı davranışlar sergilemeye başlar. 

Zimbardo ve arkadaşlarının yaptığı çalışmaya göre, insanların yüzde 40’ı kendilerini kronik utangaç olarak tanımlamaktadır. (*) Fakat sosyal anksiyete bozukluğu tanısı alan kişilerin kaygı seviyeleri o kadar yüksektir ki kişi günlük hayatını, iş hayatını, okul hayatını, ilişkilerini ve diğer sosyal aktivitelerini sağlıklı bir şekilde yürütemez hale gelir. 

Her ne kadar sosyal fobiye sahip insanların kaygısını arttıran olaylar birbirine göre farklılık gösterse de sosyal anksiyete bozukluğuna sahip bireylerin korkularını tetikleyen durumlar aşağıdaki şekilde sıralanabilir:

  • Yeni insanlarla tanışma,
  • Kalabalık bir ortama girme,
  • Topluluk önünde konuşma yapma,
  • Yabancı birini ilk kez telefonda arama,
  • Başkaları tarafından izlenirken çalışma,
  • Toplum içinde yemek yeme,
  • İlgi odağı olma,
  • Birinin düşüncesini onaylamadığını veya aynı düşüncede olmadığını ifade etme,
  • Yetkili biri ile konuşma,
  • Topluluk önünde hata yapma.

İlginizi çekebilir: Dijital Minimalizm: Gerçek Hayata Bağlanmanın 4 Yolu

Sosyal anksiyete bozukluğunun fizyolojik belirtileri

  • Yüz kızarması,
  • Kalbin hızla çarpmaya başlaması,
  • Ellerde titreme ve terleme,
  • Mide bulantısı,
  • Nefes kesilmesi ve nefes darlığı,
  • Boğazda kuruma.

Sosyal anksiyete bozukluğu toplumda en sık görülen psikiyatrik bozukluklardan biridir ve bir kaygı bozukluğudur. Bir araştırmada, Türkiye’deki üniversite öğrencilerinin yüzde 24’ünde bu hastalığın olduğu saptanmıştır. Sosyal fobi alt tipine göre değişmekle birlikte erken ve geç ergenlik dönemi arasında başlar. Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler Derneği verilerinde, kadınlarda daha sık görüldüğü ancak klinik başvuruda erkeklerin daha fazla oranda olduğu belirtilmektedir. 

Sosyal fobide bilişsel davranışçı terapi

Bilişsel davranışçı terapi, sosyal anksiyete bozukluğunun tedavisinde en sık kullanılan, etkinliği kanıtlara dayalı olan bir tedavi biçimidir. Clark ve Wells’in bu bağlamda ortaya koydukları bilişsel modele göre; sosyal fobisi olan bireylerin güvensizliklerinin altında yatan en önemli faktörlerden biri kendilerini sıkıcı, yetersiz ve değersiz görmeleri gibi birtakım çarpıtılmış, işlevsel olmayan inanç ve düşüncelerdir.

Bunun yanı sıra sosyal fobisi olan bireylerin sosyal bir ortamda nasıl davranmaları ile ilgili belirledikleri yüksek standart ve kuralları bulunur. Örneğin, sosyal anksiyetesi olan kişi, “Herkes beni sevmeli, her zaman mükemmel görünmeliyim, daima hatasız ve etkileyici konuşmalıyım.” şeklinde düşünür. Belirlediği bu yüksek standart ve sert kurallar, kişinin herhangi bir ortamla ilgili negatif varsayımlarda bulunmasına ve sosyal herhangi bir etkileşimi güvensiz olarak algılamasına sebep olur.

Şüphesiz, kişinin kendisi ve başkalarıyla ilgili belirlediği negatif, çarpıtılmış düşünceler ve buna ek olarak sosyal bir ortamda yapması gerekenlerle ilgili belirlediği yüksek standart ve esnek olmayan kurallar, kişiyi sosyal ortamlarda yüksek kaygı seviyesiyle baş başa bırakmaktadır.

İlginizi çekebilir: Sigara Bağımlılığı: Bilişsel Davranışçı Terapi ile Kurtulmak Mümkün

Bireyin kaygı ile baş etmesini sağlamanın yolu nedir? 

Sosyal fobisi olan kişi kaygısını azaltmak ve kendisini güvende hissetmek için kendisi için tehdit oluşturacağını düşündüğü durumlarda farklı davranışlarda bulunmaya ya da ortamdan tamamen kaçınmaya başlar ve bu iki davranış biçimi onun savunma mekanizması haline gelir. Fakat, kişinin kendisini güvende hissetmek için yaptığı davranışlar ya da sosyal ortamlardan tamamen kaçınması kişinin kafasında felaket haline getirdiği olayın aslında gerçek olmadığını görmesini engeller. 

Bununla birlikte, kişi kaygısını yönetebileceği gerçeğini de hiçbir zaman fark edememiş olur. Sunum yapmaktan tamamen kaçınan, sosyal fobiye sahip bir kişi düşünelim. Tamamen kaçındığı için aslında topluluk önünde konuşma ile ilgili ne kadar yetenekli olduğunu göremez ve daha da önemlisi izleyicilerin düşündüğünden çok daha az eleştirel olduğunu öğrenemez. Sunum sırasında yaptığı bir hata ile aslında ne kadar iyi baş edebileceği gerçeğini de göz ardı etmiş olur. Yani, kişi kafasında yarattığı senaryo ile ilgili yeterli bilgi toplayamaz ve gerçekte ne olacağını bilemez buda düşünülenin tersine kaygısını daha çok arttırır.

Bu sebeple, bilişsel davranışçı terapideki en temel amaç; kişinin fonksiyonel olmayan inançları ve varsayımları ile ilgili daha gerçekçi bir bakış açısı elde etmesine yardımcı olmaktır. Diğer ve en önemli tedavi hedeflerinden biri de, sosyal fobisi olan bireyin kaygıyla baş etme stratejilerini değiştirmesini sağlamaktır.

İlginizi çekebilir: Kaygı Bozukluğu (Anksiyete) ile Başa Çıkma

Düşüncelerimizin, duygularımızın, davranışlarımızın birbirleriyle tutarlı bir şekilde ilişki içinde olduğunu kişiye öğretmek ve bunun sonucunda bir alanı daha fonksiyonel hale getirmenin diğer alanları otomatik olarak etkileyeceğini göstermektir. Kişinin çarpıtılmış düşünceleri azaldıkça sosyal ortamlardan kaçınması azalır. Kişi sosyal ortamlarda daha aktif oldukça kafasında yarattığı düşünceler ile ilgili daha sağlıklı bir şekilde bilgi toplama şansını elde eder.

Sosyal ortamlara karşı duyduğunuz korku ve kaygınız artık yönetilemeyecek bir düzeydeyse ve hayatınızdaki önemli alanların işlevselliği bozulmaya başladıysa tekrar kontrolü ele almak adına profesyonel destek almaktan kaçınmamanızı tavsiye ederim.

Kaynak

Henderson, L., Gilbert, P., & Zimbardo, P. (2014). Shyness, social anxiety, and social phobia. In Social anxiety (pp. 95-115). Academic Press. 

Brown, T. A., Di Nardo, P. A., Lehman, C. L., & Campbell, L. A. (2001). Reliability of DSM-IV anxiety and mood disorders: implications for the classification of emotional disorders. Journal of abnormal psychology, 110(1), 49. 

Clark, D. M., & Wells, A. (1995). A cognitive model of social phobia. Social phobia: Diagnosis, assessment, and treatment, 41(68), 00022-3.