Pandemi sürecinde zorunlu hale gelen sosyal izolasyon uygulamaları bize sevdiklerimizle sarılmayı, öpüşmeyi, şakalaşmayı, gezmeyi, konsere gitmeyi, hoplamayı, zıplamayı, dans etmeyi yani kısacası birliktelik hissini özletiyor. Ne de olsa biz insanlar sosyal varlıklarız ve topluluk içinde yer almak, tanıdık, tanımadık başka insanlarla iletişim ve etkileşim içinde olmak bize iyi geliyor ve mutlu ediyor.

Sosyal ilişkiler ve insan sağlığı arasındaki ilişki

Yakın zamanda yapılan psikolojik araştırmalar, çok da anlamlı değilmiş gibi görünen sosyal ilişkilerin bile bedensel ve ruhsal sağlığımız açısından en az beslenme düzenimiz ve fiziksel aktivitemiz kadar önemli olduğunu kanıtlıyor.

Örneğin, 2005 yılında Columbia Üniversitesinde felç geçiren hastalar arasında yapılan bir çalışma, sevdikleriyle etkileşim halinde olmayanların ikinci bir felç geçirme olasılığının fiziksel aktivite miktarı az olan ya da kalp hastası olanlardan bile yüzde 30 daha fazla olduğunu gösteriyor.

Johannes Gutenberg Mainz Üniversitesi Profesörlerinden Ralf Nickel’in çalışmaları ise fiziksel temas ve yakınlık hissinin stresi azalttığını, “mutluluk hormonu” olarak da bilinen dopaminin ve bağlanma ile ilişkilendirilen oksitosinin salınımını arttırdığını, bununla birlikte acı hissini de dindirdiğini gösteriyor.

Yani fiziksel temas ve dokunma iyi olma halimiz ve bütünsel sağlığımız için vazgeçilmez ögeler olarak karşımıza çıkıyor.

Beraberlik hissinin getirdiği faydalar bununla da sınırlı değil. Yapılan diğer araştırmalar, aktif bir sosyal yaşama sahip olan kişilerin soğuk algınlığına karşı daha dayanıklı olduğunu ve hatta yaş aldıklarında hafıza kayıplarının daha az olduğunu gösteriyor.

İlginizi çekebilir: Mutluluk Hormonları Nasıl Aktive Edilir?

Bir grubun parçası olmak

Korona günleri bizi bütün bunlardan yoksun bırakmış olabilir ama burada fark edilmesi gereken en önemli şey bahsettiğim anlamlı ilişkilerin sadece ailemizi veya yakın çevremizi kapsamadığı. Aslında önemli olan bir grubun parçası olduğumuzu hissetmemiz.

Sosyal psikoloji alanında yapılan araştırmalar, aidiyet ve birliktelik hissinin kaynağı olan grupların, bizi hayatın getirdiği beklenmedik ve zorlayıcı değişikliklere karşı daha dayanıklı bireyler haline getirdiğini gösteriyor. Yani parçası olduğumuz bir kitap kulübü ya da yoga stüdyosu bir yakınımızın ölümüyle, işten çıkartılmamızla veya bir başka şehre taşınmamızla çok daha etkin bir şekilde başa çıkmamıza yardımcı oluyor.

Beklenmedik ve zor değişikliklerle dolu sosyal izolasyon döneminde, birbirimizden fiziksel olarak uzak durmamız gerekirken bu birliktelik hissini nasıl yakalayabiliriz?

Korona günlerinde cevaplanması gereken en önemli soru bu. Neyse ki, insanlar en zor durumlarda bile yaratıcılıklarını kaybetmiyor. Her geçen gün dünyanın farklı yerinden yeni bir dayanışma örneğine uyanıyoruz.

Gerek balkonlarda birlikte şarkı söyleyip dans etmek olsun, gerek kapının altından atılan bir notla yardım teklifi olsun, bize bu süreçte yalnız olmadığımızı hatırlatan her şey sosyal bir şifa görevi görüyor. Bu da, koronaya karşı olan psikolojik direncimizi güçlendiriyor.

Yaşadığımız bu toplumsal travmayı zaten ancak birlikte, toplum olarak atlatabiliriz. İçgüdüsel olarak hissettiklerimiz, karşımızdakine fiziksel olarak değmese de el uzatma dürtüsünün bize ne kadar iyi geldiğini bilim de doğruluyor. İşte bu yüzden, birbirimize görüldüğümüzü hissettirmenin, takdir edildiğimizi göstermenin ve destek olmanın tam zamanı.

Bu yazıya vakit ayıran bütün okurlardan ricam kendilerine “Ben, bizi uzaktan sevmek için ne yapabilirim?” diye sormaları. Bu soruya verdiğiniz yaratıcı cevapları bizimle paylaşıp, başka insanlara da ilham olabilirsiniz. Eğer aklınıza yeni bir fikir gelmiyorsa ama yine de dayanışma ağını büyütmek istiyorsanız ise Büyükşehir Belediyeleri’nin başlattıkları Askıda Fatura uygulaması harika bir başlangıç noktası olabilir.

İstanbul: https://askidafatura.ibb.gov.tr

İzmir: https://www.bizizmir.com/askidafatura

Ankara: https://www.iftarver.com/

Yasemin Uluşahin Kimdir?

2016 yılında Bilkent Üniversitesi Psikoloji Bölümünden mezun oldu. Eğitimine London School of Economics (LSE) Sosyal ve Kültürel Psikoloji üzerine yaptığı Master programı ile devam eden Yasemin, şu anda İskoçya’da St. Andrews Üniversitesi’nde Sosyal Psikoloji üzerine doktora eğitimini almakta. İlgi alanları arasından kolektif eylem, yardımlaşma, grup, grup kimliği ve gruplar arası ilişkiler de bulunan Yasemin’i Twitter hesabından @yaseminulusahin takip edebilir veya yu3@st-andrews.ac.uk mail adresinden ulaşabilirsiniz.