YAZAN: EZGİ DEMİRCAN ÖZELÇAĞLAYAN

2016 yılında Birleşmiş Milletlerin öncülüğünde, 193 ülkenin imzasıyla, 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları, UN Sustainable Development Goals, kamuoyuyla paylaşıldı. Bu hedeflere 2030 yılına kadar ulaşılması planlandı. Bu yazıda bana göre çoktan ulaşmamız gerektiğini düşündüğüm 2 numaralı amaçtan, sürdürebilirliğin bu amaca ulaşmak için öneminden ve alt hedefler arasında neden yer almadığını merak ettiğim bir sorundan bahsedeceğim. 


Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’ndan 2.si açlık. Bu hedefin içeriği ise şöyle özetlenmiş: 2030 yılına kadar açlığı bitirmek, gıda güvenliğine ve iyi beslenmeye ulaşmak ve sürdürülebilir tarımı desteklemek. Ancak bu amaca mevcut koşullarda ulaşılması zaman geçtikçe zorlaşıyor ve hedef tarihinin revize edilebileceği konuşuluyor. Alt hedefleri incelediğimizde teknolojiden, iklim değişikliğine, az gelişmiş ülkelerde yapılabileceklere ve gelişmiş ülkelere düşebilecek sorumluluklara yer veriliyor ancak bir şeyden hiç bahsedilmiyor: gıda israfı.

Açlığı bitirmek için Dünya’nın kaynakları yetersiz mi?

Elbette yönetim ve karar mekanizmalarının bu amacın gerçekleşmesindeki rolü bizim yapabileceklerimizin üzerinde. Yine de Birleşmiş Milletler’in ifade ettiği gibi herkes bu hedeflere ulaşılmasından sorumlu. Bu nedenle herkesin bu amaçlarla ilgili bilgilendirilmesi gerekiyor.

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarından ikincisinin açlık olması akla ilk olarak nüfus artışı nedeniyle kaynakların yetersiz kaldığını getirebilir. Ancak, her yıl üretilen gıdanın yaklaşık yüzde 20’si yani 931 milyon ton çöpe gidiyor. Çöpe atılan her gıda bizi Dünya’da açlığı bitirme amacından bir adım uzaklaştırıyor. Bu duruma en büyük katkı, tahmin edebileceğiniz üzere, “gelişmiş” ülkelerden oluyor. Teknoloji ve her şeye ulaşabilir hale gelmemiz kaynaklar asla bitmeyecekmiş gibi tüketmemize neden oluyor. Hatta bu sene, kullanmamız gerekenin tam 1.6 katını kullanarak Dünya’yı olması gerekenden neredeyse 2 katı daha hızlı bir şekilde tüketmişiz.

Daha fazla atık gıda çıktıkça teknoloji bu atıktan da ürün üretmek üzerine gelişiyor. Elbette bu fayda sağlanabilecek bir durum ancak böyle bir hedef varken, gıda israf edilebilecek veya enerji üretiminde yenilenebilir sayılabilecek bir kaynak gibi gelmiyor. Dünya bize şunu gösteriyor; yeterli kaynaklara sahip olmamıza rağmen, kendimize yetemiyoruz.

Haliyle batı ülkelerinde çöpe atılan gıdalardan enerji üretilirken az gelişmiş ülkelerde açlık hala önümüzdeki 10 yılda çözülmesi zor bir durum gibi görünüyor. İşte sürdürülebilirlik bu noktada devreye giriyor çünkü sürdürülebilirlik kavramı bir parçayı temsil etmiyor, bütünü kapsıyor. 

Gıda güvenilirliği ve iyi beslenme

Bu amaç içerisinde gıdaya erişim ilk hedef. Ancak bunun yanı sıra, gıda güvenilirliği konusu da küresel bir sorun olarak göze çarpıyor. Bu konuda atılan adımlar pestisit kullanımı ve genetiği değiştirilmiş ürünlerdeki tartışmalar sebebiyle şimdilik yeterli görünmüyor.

Yalnızca besin değeri değil, tarımda kullanılan ilaçlar ya da katkı maddeleri yani antroposen çağın getirdiği her türlü kirlilik, hava, su ve toprak yoluyla gıda güvenirliğini tehdit ediyor. Bir çoğunun da insan sağlığına olası etkileri henüz bilinmiyor. Sürdürülebilirlik herkes için eşit kalitede ve miktarda gıda temini anlamına geliyor.

Sürdürülebilir tarım

Artan dünya nüfusuna yetişecek ürün verimliliğini elde edebilmek için uygulanan yöntemlerin toprağın verimsizleşmesine neden olduğu ve geri dönülmesi zor tahribatlara yol açtığı biliniyor. Sürdürülebilir tarım geleceğimiz için en önemli konulardan biri olarak görünüyor. Fakat tüketim alışkanlıklarımız sürdürülebilir tarım uygulamalarını maalesef desteklemiyor.

İklim değişikliğinin tarım üzerindeki etkisi öngörülemiyor ve her yıl ürün verimlilikleri düşmeye devam ediyor. Bununla birlikte daha az suya ihtiyaç duyulan ürünler ekilmeye başlanıyor, bu da ürün çeşitliliğini azaltıyor. Ayrıca birbirini tetikleyen çevresel problemler sürdürülebilir uygulamaların bu alanda fayda sağlamasına engel teşkil ediyor.

Bu konuda çalışmalar, artık yerli halkların geçmişte uyguladıkları yöntemlere geri dönülmesini, onların doğanın, toprağın, suyun ve havanın koruyucusu olduklarını kabul etmemiz ve binlerce yıllık bilgi birikiminin bu alanda kullanılması gerektiğini destekliyor. Yerli halkların toprağı işlemesinin onarıcı olacağına ve sürdürülebilir tarıma en büyük katkıyı sağlayacağı düşünülüyor. 

Birleşmiş Milletlerin uygulamaya koyduğu bu amaçlara ulaşılabilmesi için daha fazla insanın bu konuda bilinçlenmesi gerektiği belirtiliyor. Her ne kadar hedefler arasında yer almasa da üzerinde düşünülmesi gereken nokta olan gıda israfını engellemek için ve bu amaca katkıda bulunmak için bireysel olarak;

  • Açlık sorunu yaşanan ülkelere güvendiğiniz vakıf ve kuruluşlar aracılığı ile maddi destekte bulunabilirsiniz.
  • Mahallenizde, çevrenizde varsa askıda gıda uygulamalarına katkıda bulunabilir veya komunite buzdolaplarına gıda yardımında bulunabilirsiniz.
  • Bu tür uygulamalar için çalışmalar başlatabilirsiniz.
  • Yerel üretimi destekleyebilir ve yerel çiftçilerden, pazarlardan alışveriş yapabilirsiniz.
  • Mevsim sebze ve meyvelerini tüketebilirsiniz.
  • Kalan yemekleri, dışarıda veya evde, farklı şekillerde değerlendirebilirsiniz. 
  • Çevrenizle açlık sorununu ve gıda israfı ile ilgili sorumluluk bilincini paylaşabilirsiniz.


Ezgi Demircan Özelçağlayan

ODTÜ Kimya bölümünden 2011 yılında mezun oldu. Organik Kimya dalında yüksek lisans ve bu süre zarfında araştırma görevliliği yaptı. 2018 yılında Kanada’da University of Waterloo, Çevre Mühendisliği bölümünde doktoraya başladı. Aynı zamanda University of Waterloo, Water Institue, Collabrative Water Programı’nı tamamladı. Disiplinlerarası olan bu programda suyun ekonomiden psikolojiye, toplum sağlığından...

DAHA FAZLASINI OKU

BLOOM SHOP