Her gün birbirimize ‘Nasılsın?’ diye soruyoruz. Cevabımız da genellikle pek düşünmeden “İyiyim” oluyor. Peki gerçekten iyi miyiz? Ne kadar iyiyiz? 1’den 10’a kadar olan bir ölçekte iyilik durumumuza kaç puan veririz?  

Batı dünyasında sağlık, hasta olmamak olarak biliniyor. Hasta olmamak, sağlıklı olmak sayılır mı? Peki ya hasta olana kadar geçen süreçler? İdare ederek, heyecan, istek ve heves duymadan sağlıklı olunabilir mi? “Sağlıklı olmak” fiziksel, zihinsel ve duygusal anlamda gerçek bir iyilik hali içinde olmak değil mi? 

Günümüzde dünya çapında 300 milyondan fazla kişi depresyonda

İsteksizlik, halsizlik, yorgunluk ve stres had safhada. Siz gün içinde hangi duyguların içinde vakit geçirdiğinizi hiç fark ettiniz mi? Sıklıkla neşeli, meraklı, cesur, güvenli, rahat, sevgi dolu ve enerjik mi hissediyorsunuz? Yoksa daha çok stres, karamsarlık, korku, gerginlik, yorgunluk, öfke, üzüntü ve çaresizlik içinde misiniz? 

İçinde vakit geçirdiğimiz duyguların sağlığımız üzerinde etkisi büyük. Psikonöroimmunoloji bilimi, psikolojinin sinir sistemi ve bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerini araştırıyor. Her ne kadar bugüne kadar sağlık, tesadüfen hasta olmama durumu gibi anlaşılmışsa da olumsuz psikolojimiz fiziksel sağlığımızı da bozuyor.

Kısacası, düşünce ve duygularımız sağlıklı olmadığı sürece, tam anlamıyla sağlık halini yakalamak da pek mümkün olmuyor. Fiziksel olarak formda kalmanın sağlıklı beslenerek, bol su içerek ve egzersiz yaparak sağlanabileceğinin artık pek çoğumuz farkındayız.

Peki düşünsel ve duygusal olarak nasıl forma gireceğiz? 

Sağlıklı zihin (duygu-düşünce) durumundan ne anlamalıyız?  

Farkındalıklı ve dengeli bir iç hal, odaklanma ve konsantrasyon yetisi, iyi kalplilik, zihinsel netlik, güven, esneklik, neşe, sabır, uyum sağlayabilme, kendine hakim olabilme, şükran hali sağlıklı zihin durumlarına; hırs ve arzu dolu olmak, bencillik, huzursuzluk, gerginlik, şikayet, kıyas, dedikodu ve miskinliği ise sağlıksız zihin durumlarına örnek gösterebiliriz. 

Dünyaca ünlü kişisel gelişim uzmanı Jay Shetty şöyle diyor: “Öz bakım sadece tatiller ve masajlarla olmaz. Alışkanlıklarınız ve zihniyetiniz üzerinde çalışmakla ve geçmişinizi iyileştirmekle olur. Toksik insanları ve mekanları yaşamınızdan çıkarmakla olur. Farkında, anlamlı ve bilinçli bir yaşam kurmakla olur.”

İlginizi çekebilir: “Toksik”lerden Arınma Zamanı: İçimizdeki ve Çevremizdeki!

Farkındalık ve öz şefkat 

Bir odada tek başımıza kendimizle kaldığımız zaman ne yapıyoruz? Hemen bir oyalanma arıyoruz. Öyle değil mi? Ya telefon, ya kitap, ya televizyon. Bizi meşgul edecek bir şeyler arıyoruz. Çünkü kendi düşünce ve duygularımızla başbaşa kalmak alıştığımız bir şey değil. Kendimizle nasıl iletişim kuracağımızı bilmiyoruz. İçimizde neler olup bittiğini fark etmeden günlerimiz, aylarımız, yıllarımız, hayatımız geçiyor.

Aklımızda pek çok düşünce, içimizde birçok ses var. Birçok duygu var. Geçmişten gelen travmalar, acılar var. Biz bu seslerle yaşıyoruz ama çoğunun farkında bile olmadan… Oysa bunlar iyileşmeden sağlıklı hissetmemiz imkansız. 

İçimizdeki sesleri yaşamı destekleyen veya köstekleyen sesler olarak ikiye ayırabiliriz. Hiç dikkat ettiniz mi? İçimizde bizimle usul usul ve şefkatle iletişim kuran bir yan var. Yaşamı destekleyen bir yan. Bir de hoyrat, vurdumduymaz, incitici başka bir yan var.

İnsan, yaşamı destekleyen yana kulak verdikçe yükseliyor; köstekleyene kulak verdikçe ise düşüyor. Yoga öğretisinde bu iki sesi birbirinden ayırabilme yetisine “viveka” deniyor: Muhakeme yetisi. Yaşamı köstekledikçe, aslında insan kendine ihanet ediyor. Kendine sevgisi de azalıyor. Çeşitli bağımlılıkları düşünün örneğin; sigara, kumar ya da sağlıksız yaşam biçimi… Zararlı olduğunu bile bile yapmaya devam ettiğimiz tüm davranışlar… Örneğin sağlıklı yaşamaya, spor yapmaya, iyi olmaya karar versek de eski program devreye giriyor ve bizi yaşamı desteklemeyen davranışlara geri itiyor. 

İçinizdeki öz eleştiri mekanizmasını hiç fark ettiniz mi?

Bizi, yaşamı desteklemeyen davranışlara geri iten yanımız. “Başaramazsın, yapacaksın da ne olacak, ya başaramazsan, senden çok daha iyileri var, yapsan ne olacak ki, sen değersizsin, beceriksizsin, ya rezil olursan, utanç verici bir duruma sokma kendini, senden nefret ediyorum!” Bu ve benzeri iç sesler bize anne-babalarımızdan, ailemizden, kültürümüzden, çevremizden miras. Fakat bu sesleri, sağlıklı iç seslerle değiştirmek mümkün. Sağlıklı iç sesler, formda bir düşünce-duygu durumunun belirtisidir. 

Öz şefkat üzerine araştırma yapan Kristin Neff, kendimize söylediklerimizi değiştirerek beden kimyamızı değiştirebileceğimizden bahsediyor. Araştırmaların gösterdiğine göre öz eleştiri kan basıncını, adrenalin ve kortizol (stres hormonu) hormonlarını yükseltiyor. Öz şefkat ise oksitosin; yani bağlanma hormonunun salgılanmasına sebep oluyor. Bu hormon, güven, sükunet ve cömertlik hissini getiriyor. 

Öz eleştiriyi öz şefkate çevirmek için kendimizle vakit geçirmeye ve içeriyi gözlemlemeye zaman ayırmalıyız. Her gün beş dakika ile başlayın. Her gün bir süre kendinizle oturun ve tıpkı yakın bir dostunuza hal hatır sorar gibi sorun: “Nasılsın?” “Neye ihtiyacın var?” “Senin için ne yapabilirim?” 

İlginizi çekebilir: Öz Şefkat: Kendinizle Bağ Kurabiliyor Musunuz?