Hindistan bağımsızlığının efsane lideri Mahatma Gandhi, yaşamı boyunca pek çok kez ayrımcılığa ve haksızlığa maruz kalıp, annesinden öğrendiği doğru olanı yapma ve şiddet kullanmadan hakkını koruma öğretisi olan “Satyagraha” sayesinde adaletsizlikle mücadele etme kararlılığını ortaya koydu. Sahip olduğu anlayış doğrultusunda şiddetsizlik felsefesini geliştiren Gandhi, mücadelesini bu doğrultuda sürdürerek dünya çapında tanınan bir lidere dönüştü.

Brigham Young Üniversitesi evlilik ve ilişki terapisti profesörü Jason Whiting, çiftlerin başlıca sorunlarından yola çıkarak Gandhi’nin beş ana prensibine göre sorunlarını nasıl çözüme kavuşturabileceğini araştırdı.

İlişkide ne görmek istiyorsanız, bu isteğiniz doğrultusunda değişimi kabullenmelisiniz

Gandhi’nin en iyi bilinen ilkelerinden biri şöyle der: Her insan değişim için sorumluluk almalıdır. Bir başkasının kusurlarını görmek, onu eleştirmek çok kolaydır peki ya kendi kusurlarımız? Çiftler, birbirlerine kusurlarını gösterdiğinde kıyamet kopar. Oysa Gandhi gibi düşünerek herkes payına düşen için gerekli değişim hamlesini yapabilir. Şikayetçi olmak hiçbir işe yaramaz. Kişiler ancak kendileri istediklerinde bu değişimi gerçekleştirebilirler.

İlişkide diğer tarafı düşünmeli ve saygı göstermelisiniz

Gandhi, hayatı boyunca birçok ayrımcılığa, hakarete ve baskıya maruz kaldı. Yine de herkesin ve her şeyin eşit olduğunu savunarak dünyadaki her canlının saygıyı hak ettiğini söyledi. İlişkilerde de durum böyledir aslında. Taraflardan biri her şeyin en iyisini ve en doğrusunu bildiğini iddia ederse sorunların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Oysa sağlıklı ilişkilerde çiftler partnerlerinin fikirlerini değerlendirip önemser ve ancak bu şekilde mutlu bir ilişki sürdürülebilir.

İlişkide var olan sorunları görmemezlikten gelmek çözüm değildir

Gandhi, bir barış insanıydı ancak adaletsizliğe tüm gücüyle karşı çıktı. “Kötülüğe karşı durmak kadar iyilikle iş birliği yapmak da bir görevdir” diyen Gandhi kadın haklarını da savundu. Güçlü ilişkilerde çiftler sorunlar hakkında konuşur, adil ve demokratik şekilde tartışır ve sorunları halının altına süpürmekten kaçınırlar. Çiftler, sorunlarını rahatça konuşabilecekleri bir ortam yaratarak meseleleri kökünden halledebilir. 

Etki korkudan değil sevgiden gelmelidir

Gandhi, bir sorunun tehditlerle değil sevgi ve barış yoluyla çözülebileceğine inanıyordu. Bazen insanlar rakipleri ya da dostlarıyla herhangi bir konuda tartışmaya ya da rekabete girdiklerinde öfke, yalan ve kötülük gibi olumsuz yöntem ve tepkileri kullanırlar. Bunlar ise sorunları çözmekten ziyade daha çok kızgınlık yaratır. Buna karşılık nazikçe bir talepte bulunan insanlar daha iyi sonuçlar alabilirler. İlişkilerde de durum böyledir. Partneriniz sizin rakibiniz ya da düşmanınız değil. Her şeyden önce bunu hatırlayarak taleplerimizi daha sakin ve nazik bir dille ifade etmemiz gerektiğini düşünelim. Kazanan her halükârda yine biz olacağız. Dilimizden aşkla dökülen sözcüklere kim direnebilir ki? 

İlişkide göze göz ve dişe diş olmak iyi bir yaklaşım değildir

Gandhi, şiddetin sorun çözmekten çok sorun yarattığını kabul ediyordu. Misilleme tavrı ise ona göre değildi. İlk bakışta şartları eşitleme gibi görülse de göze göz dişe diş anlayışının duyguları ve ilişkileri çürütmekten başka bir işe yaramadığını biliyordu. Aradan onlarca yıl geçmesine rağmen Gandhi’nin bu fikirlerini ilişkilere uyarlamak hala mümkün. Kendisine karşı sesini yükselten partnerinden intikam almak duygusuyla hareket eden kişi, kendini kopuk bir ilişkinin içinde bulur. Oysa kendisinden özür dilemesi için partnerine uygun fırsatı veren kişi, ilişkide mutluluğu yakalayacağı için kazançlı olacaktır. Evet, gerilim başladığında ve öfke açığa çıktığında ilişkinin ve diyaloğun akışı bozulabilir. Bu gibi durumlarda sakin davranmak ve derin nefes alarak öfke patlamasının sona ermesini beklemek iyi bir çözüm olabilir.

Konu ile ilgili “daha fazla” bilgiye aşağıdaki yazılardan da ulaşabilirsiniz:

Kaynak: Psychology Today, Huffington Post