Tüketim çılgınlığının zirveye ulaştığı bir dönemde yaşıyoruz. Çoğu zaman gerek vakit bulamadığımızdan gerek imkanlar elvermediğinden tükettiğimiz ürünlerin nerede ve ne koşullar altında üretildiğini bilmiyoruz.

Önümüze gelene kadar ne aşamalardan geçtiğini de bilinçli bir şekilde sorgulamayabiliyoruz. Ayrıca birçoğumuz maalesef bir ürünü tükettikten sonraki evre ile de ilgilenmiyoruz. Doğadan tek taraflı faydacılık ilkesi gözetilerek alınan mahsulleri kullanıyor, karşılığında çoğu zaman doğaya hiçbir şey vermiyoruz.

Yaşamımızın temelini oluşturan gıdaların üretim, tüketim ve tüketim sonrası aşamalarının tümüne kişiyi dahil ederek saf tüketim odaklı yaklaşımı değiştirmeyi amaçlayan Taksim ve Akmerkez’de şubeleri bulunan EK BİÇ YE İÇ ise doğaya yalnızca fayda sağlanacak bir rezerv olarak değil, özveri, sevgi ve saygı çerçevesinde ilişki kurulması gereken bir dost olarak yaklaşmayı benimseyen bir anlayışla çalışmalarını sürdürüyor.

Şehirden uzaklaşarak bir çiftliğe yerleşme hayali ile değişimi ertelemenize gerek yok

Ek Biç Akmerkez Teras

Şehrin göbeğinde doğayla buluşmanın istendiği takdirde gayet mümkün olduğunun en güzel kanıtını bize sunan EK BİÇ YE İÇ ekibinden Cansu Dirim ile bu durumu kendi hayatlarımızda nasıl mümkün kılabileceğimizi öğrenmek için bir araya geldim.

EK BİÇ YE İÇ’in yaklaşımını farklı kılan bir diğer faktör bu üretimi gerçekleştirme şekli olan permakültürü benimseyerek yaptıkları tarım çalışmaları.

Peki permakültür nedir?

Permakültür, doğa ile birlikte hareket etmektir. Doğal ekosistemlerdeki sürdürülebilirliği gözlemleyerek ve doğanın yöntemlerini taklit ederek yaşam alanları tasarlama sistemidir. Permakültür doğanın kendi işini yapmasına ön ayak olur.” şeklinde özetliyor Cansu.

Hiçbir tarım ilacı kullanmadan tamamen doğal yöntemlerle kentsel tarım yaparak geleneksel tarımdaki “az sürede çok mahsul” anlayışına da tamamen karşı bir tutum sergiliyorlar. Yeni başlayacaklara en zor gelen kısmı da aslında bu, yani sabır ve özveri gerektiriyor olması.

Tarım sürecinde böcekler de döngünün bir parçası. EK BİÇ YE İÇ’in Akmerkez terasındaki kent bahçesini gezerken faydalı böceklere barınmaları, zararlı böceklerle mücadele etmeleri, ekosisteme ve tozlaşmaya katkıda bulunmaları için bitkilerin arasında küçük bir böcek evi hazırlanmış olduğunu gördüm. Hem şaşırdım hem de bunu çok şirin buldum.

Öte yandan “zararlılar” olarak adlandırdığımız böceklere karşı da EK BİÇ ekibi olumsuz bir tavır asla takınmıyorlar.

EK BİÇ ekibinin tarım çalışmalarının başında bulunan ve bitkilerle harikalar yaratan Mónica Pereira ile de bahçede çalıştığı sırada sohbet etme fırsatı buldum.

Monica, bahçe ve evlerde böceklere karşı kullanabilecek acı biber, sirke, arap sabunu ve sarımsakla hazırlanan karışımlar kullanarak zararlılara karşı önlem aldığını belirtti. Ayrıca “kardeş bitkiler” konsepti ile belirli meyve sebzeleri birbirleri ile yan yana yetiştiriyorlar.

Bu kardeş bitki yöntemi ise yüzyıllardır doğal tarımda kullanılan bir yöntem. Yan yana yetişen kardeş bitki türünde biri zararlı böceği kendine çekerek asıl yetiştirilmesi hedeflenen diğer mahsulün korunmasını sağlıyor. Örneğin Tarımda “3 kız kardeş” olarak da bilinen mısır, kabak ve fasulye birlikte yetiştirildiğinde birbirine çok faydalı oluyor. Kabak yere yayılarak mısır için toprağın ısısını dengeliyor, nemi tutuyor; fasulye toprakta azot bağlayıcı görevi görürken, mısır da fasulyenin sarılacağı bir sırık oluveriyor!

Özetle bu yöntem de bir düzen kurarak doğanın kendi işleyişini en iyi şekilde sürdürmesini sağlamak için mükemmel bir yol oluşturuyor.

Doğanın kendi döngüsünü sürdürmesini sağlamanın en güzel örneklerinden biri Akmerkez teras bahçede bulunan akuaponik sistem. Bu sisteme aşina değilseniz şu şekilde özetleyebilirim.

Bir su tankının içinde yaşamlarını bahçedeki mahsullerin “atık”larından yapılan yemlerle sürdüren balıklar var. Bu balıklar boşaltım yaptıklarında amonyak üretiyorlar. Bu amonyak, suda kendiliğinden bulunan mikroorganizmalar tarafından nitrit ve nitrata dönüştürülüyor. 
Bu nitrit ve nitrat da kökleri suda bulunan bitkilerin beslenmesini sağlıyor. Gübresini alan bitkiler suyu tekrar temizleyerek balıklara geri veriyor.

Böylece toprak olmadan yalnızca sudaki azot döngüsü ile tarım ve balıkçılık aynı anda yapılabiliyor. Şimdilik Ek Biç ekibi tarafından balıkçılık kısmına geçiş yapılmamış durumda ve su tankında yalnızca sevimli Koi balıkları bulunuyor. Ancak daha büyük çaplı bir sistemde balıkçılık ve tarım pekâlâ sürdürülebilir.

Bizler evimizde bu sistemi kullanmasak bile bu bahçede uygulanan çoğu yöntemi kendi evlerimizde de kolaylıkla uygulayabiliriz.

Cansu, amaçlarını şu sözlerle özetliyor: “En büyük amacımız, “Şehirde kentsel tarım uygulamalarını artırmak, herkesin kendi gıdasını üretmek, yediklerinin nereden geldiğini sorgulamak, daha temiz, doğal ve sağlıklı olana ulaşmak ve sürdürülebilir bir yaşamı inşa etmek için gösterdiği çabaya ortak olmak. Biz küçücük alanda bile tarım yapabiliyorsak, herkes balkonunda, penceresinde, hatta kapalı odalarda bile tarım yapabilir.”

Sebze, meyve ve diğer yeşillikleri kendimiz ürettiğimizde hazır satın almaya kıyasla ne gibi bir avantajı olduğunu sorduğumda; öncelikle tüketmiş olduğumuz yiyeceklerin doğal yollarla soframıza geldiğinden emin olmamız olduğunu vurguluyor.

Öte yandan karbon ayak izimizi de azaltıyor olmamız bir diğer önemli konu. Başka ülkelerden ithal edilen veya uzak şehirlerden uzun bir yolculuktan sonra önümüze gelen gıdaları aldığımızda maalesef karbon ayak izimizi büyütüyoruz. Bunun yerine işin içerisine ulaşım araçları dahil olmadan, tüm bu kaynakları tüketmeden, elimizin altında üretmiş olduğumuz mahsulü tüketerek evrensel ölçüde bir fayda sağlıyoruz.

Buna ek olarak, sebze ve meyveleri tükettikten sonra kalan artıkları çöpe atmak yerine bunları kompost oluşturmakta kullandığımız zaman hem ürettiğimiz çöp miktarı azalıyor hem de bitkilerimiz için en faydalı ve doğal besini sağlamış oluyoruz. Hazır gübrelerin aksine doğal yollarla oluşturulan kompost bitkilerimiz için yapabileceğimiz en büyük katkı aslında.

Cansu, bu noktada en önemli şeyin “niyet” olduğunu da ekliyor.

Tarım yapma imkânı bulamadığınızı düşünüyorsanız, doğa ve kendiniz için her zaman iyi olan başka birçok şey yapabilirsiniz.

Örneğin;

  • İthal meyveler yerine yerli mahsulü ya da yakın çevrede üretilmiş mahsulleri alabilirsiniz.
  • Şahsi araçlar yerine bisiklet sürmeyi veya yürümeyi tercih edebilirsiniz.
  • Tek sefer kullanıp atacağınız pet şişeler yerine defalarca kullanabileceğiniz ve daha sağlıklı bir seçenek olan cam şişe veya mataralar kullanabilirsiniz.
  • Alışverişe giderken yanınıza bez veya file çantanızı alarak poşet kullanımının önüne geçebilirsiniz.

Bu ufak adımlarla da büyük farklar yaratabileceğimizi söyleyen Cansu, “ya hep ya hiç” mantığı yerine, “mümkün olduğunca” bir şeyler yapmanın altını çiziyor. Zaten EK BİÇ YE İÇ ekibi olarak her şeyi yüzde 100 yapmayı iddia etmediklerini, “mümkün olduğunca” doğal ve sürdürülebilir yaşamı benimsediklerini belirtiyor.

Cansu’nun da sohbetimiz sırasında belirttiği gibi, hepimizin içinde doğuştan gelen doğayla yakın bağ kurma arzusu mevcut. Şehir hayatında bu arzunun farkına varmak zor olsa da, o tadı bir kere yakaladığımızda, bir daha doğadan kopuk yaşamaya dönüş yapmak asla istemiyoruz.

Üstelik, şehirden uzaklara gitmeyi beklemeden bu bağı hemen, şimdi kendi evimizden başlayarak kurabileceğimizi fark ettiğimizde bu isteğe karşı koyamıyoruz. Başlamak için ne gerektiğini sorduğumda “inanç ve biraz genel bilgi” yanıtını veriyor Cansu. Tarım yapmak için gereken bilgileri internet veya kitaplardan öğrenmekten fazlasını isteyenlere de kapılarının her zaman açık olduğunu belirtiyor.

EK BİÇ YE İÇ’in sıklıkla düzenlediği atölyelere katılarak, evde tarımdan, kompost yapımına; başlangıç seviyesi ve ilerisi için gereken tüm bilgileri de edinebilirsiniz. Ayrıca sadece bunlarla da sınırlı kalmak istemiyorsanız, turşu yapımı, probiyotik içecek yapımı ve doğal kozmetik ürünleri yapımı gibi atölyeleri de mevcut.

Özetle herkesin ilgi alanına hitap edebilecek yoldan doğa ile bağ kurmak mümkün. Yeter ki mümkün olduğunu görün ve bir adım atmak için istekli olun. İçimizden gelen o ses bizden doğayla olan bağımızı güçlendirmemizi istiyor, ona kulak vermenin vakti geldi.