Özgüven; kısaca görevlerimizi, sorumluluklarımızı yerine getirebileceğimize dair kendimize olan inancımız ve güvenimizdir. Yalnızca çalışma ve iş alanında değil, sosyal ilişkilerimize de yansır özgüvenimiz. Eğer kendimize içtenlikle “Ben bu işin altından kalkabilirim.” diyebiliyorsak ve bunu davranışımıza da yansıtabiliyorsak bu özgüven eksikliği yaşamadığımızı gösterir. 

Özgüven eksikliğinin temel sebepleri

Pek çoğumuz özgüven geliştirmenin yollarını merak ediyoruz. Ancak özgüveni artırmak için öncelikle özgüvensiz oluşun altında yatan nedenlere bakmak gerek. 

Çocukluk dönemi

Çocukluk dönemine ait ölçülü sorumluluklar, çocukların birtakım işleri yerine getirebildiklerini görmelerini sağlayarak onlara özgüven sağlar. Bir yandan bir şeyi (küçük bir iş de olsa) hakkıyla başarmış çocuk, bunun çevresindekiler tarafından görülmesi ve onaylanması ile kendine olan inancını sağlamlaştırır. Bu gibi deneyimlere olan ihtiyaçlarımız yeterince karşılanmadıysa özgüvenimiz zayıf kalmış olabilir. 

Ancak özgüven ile yetiştirilme tarzı veya genetik yapı, çevresel etmenler vs. arasında doğrudan bir sebep sonuç ilişkisi kurmak birçok konuda olduğu gibi bu konuda da pek mümkün. Bu yüzden birçok faktörün bir arada etkili olduğunun tekrar altını çizmek gerek. Dolayısıyla özgüvensizliğin bazı kökleri gelişimsel sürece dayanıyorsa da günümüzde tekrar eden düşünce ve alışkanlıklarla özgüvensizliği beslemeye devam ediyor olabiliriz.

Güncel koşullar

Çevremizden gelen eleştirilere, takdir ve övgülerden daha duyarlıysak bu durum özgüvenimizi geliştirmemiz önünde engel teşkil eden güçlü bir faktörtür. Kimilerimiz övgü aldığında onu kulak ardı ederken, eleştiri aldığında bire on katarak yapıcı bile olabilecek bir geri bildirimi, yıkıcı hale getirir. Bunu yaparak özgüveni besleyecek deneyimleri yok saymış oluruz. 

Özgüvensizliğe yol açan bir başka faktör, kendisini biraz daha alt katmanlardan gösterebilir. Şaşırtıcı olabilir ancak, kendimizi başarılı olmaya ve hayranlık duyulmaya layık göremeyebiliriz. Bu hisle hareket edip işlerimizi başarıyla yerine getirmekten kaçınarak özgüvenimizi düşürüyor olabiliriz. 

Düşününce, başarısından ötürü aferin almayı kim istemez ki? Ancak kimileri bunu iyi bir senaryo olarak görmekte zorlanır çünkü övgü alma düşüncesi, altında ezilmekten korktukları bir yük gibidir. Kendilerine inanmayan insanlar başkalarının kendilerine olan inancına da kuşkuyla bakabilmektedir. 

Böyle durumlarda kişiler özgüvensizlik hisleriyle bir şey başardıklarında bu başarının sorumluluğu onlara ağır gelir. Kendi kaynaklarımıza karşı inançsızsak geleceğimiz noktadaki sorumlulukları ve bizden beklentileri karşılayabileceğimize de inanmayız.

Dolayısıyla başarılı olabileceğimiz fırsatları değerlendiremez, farkında olarak ya da olmayarak bu durumlardan kaçınırız. Kaçınırken düşüncelerimiz şunlar olur: “Ben bu işi güzelce başarmaya layık değilim”. “Bu işi iyi yapmak ve sonra takdir görmek benim için fazla”. “Ben başarılı olursam bunun altında ezilirim”. Bu düşüncelerle ve de kaçınmalarla özgüvenini besleyecek deneyimleri yaratmaktan geri durmuş oluruz.

İlginizi çekebilir: Özgüven Kazanmanın 5 Temel Kuralı

Özgüven nasıl geliştirilir?

Bunun için somut adımlar atmakta yarar var. “Fake It Till You Make It” (Gerçek olana kadar rol olarak yap) anlayışını belki duymuş olabilirsiniz. Bu kendi kendimize uygulayabileceğimiz bir tür deneydir aslında. Bu deneyde özgüvenli bir insan nasıl davranırsa öyle davranırız. Yani o an özgüvensizlik hissetsek de özgüvenliymiş gibi davranırız. 

Örneğin beden postürümüzü özgüvenli bir insanın yapacağı gibi dik durarak değiştiririz. Sesimizi daha duyulabilir bir seviyeye çıkarırız. Özgüvenli davrandıkça, aslında kendimize nasıl özgüvenli olunduğunu, bunun nasıl bir his olduğunu öğretmiş oluruz. 

Postür önemlidir, çünkü özgüven beden dilimizi de etkiler. Özgüvensizlik hissediyorsak kambur durabiliriz. Sesimiz kısılabilir. Ellerimizi nereye koyacağımızı bilemeyebiliriz. Burada bir sebep sonuç ilişkisi vardır ve sebep özgüvensizlik sonuç da beden dilimiz gibi görünebilir. Ancak bu sebep sonuç ilişkisini tersine döndürmek de mümkün. 

Örneğin dik durarak, sesimizi duyulabilir ve anlaşılabilir bir seviyede tutarak, insanların gözlerine bakıp konuşarak hareket ettiğimizde o an daha özgüvenli hissetmeye başlarız. Bunu her yaptığımızda özgüven binamızı inşa ettiğimiz tuğlalara bir yenisini daha ekledik demek olur.

Tekrar ettikçe yeni malzemelerde o özgüven inşasını güçlendirmiş ve büyütmüş oluruz. Gitgide özgüven hissimiz yerleşir ve artık her seferinde dik duruşumuzu ve sesimizi kontrol etmemiz gerekmez çünkü artık zaten özgüven hissimizle, kendiliğinden özgüvenli bir beden dili oluşturmuş oluruz.

Öz şefkatin de özgüveni beslediğini bilmekte yarar var. Çünkü öz şefkat, kendimize inanmamızı, bilge biri bizi nasıl nazikçe cesaretlendirirdiyse bunu bizim kendi kendimize de yapabileceğimizi görmemizi sağlar. Kendimize hırsla, cesurca, hedefimizi gözeterek ve her koşulda kendimizi kabul ederek yaklaştığımızda zaten bizi özgüvensizliğe iten olumsuz düşünceleri elemiş, kaygımızın yanımıza alıp yola çıkabilecek kıvama gelmiş oluruz. 

İlginizi çekebilir: Öz Şefkat ile Mutluluğa Açılan Kapılar

Neleri değiştirmeli?

Özgüvensiz kişi küçük uyarıları önemli eleştiriler gibi algılayıp samimi övgüleri nezaketen söylenmiş sözler olarak yorumlayabilir. Bunun objektif değil yanlı bir bakış olduğunu görmek önemli. Bir takdiri kulak ardı ettiğimizi fark ettiğimiz an fazla mütevazi bakış açısını değiştirmemiz işe yarayacaktır. 

Ayrıca iyi yaptığınız şeylere ya da size dair söylenmiş olumlu geribildirimlere dikkatinizi daha kolay verebilmek adına bunları kağıda dökmek gibi alternatif kişisel yollar da oluşturabilirsiniz. Bunun mutlaka başka kişiler tarafından fark edilmiş beceriler olması gerekli değil. Kendi kendinizi de bir işi hakkıyla tamamlamış olduğunuzdan ötürü takdir edebilirsiniz. 

Kendinize aferin diyebilmek başlarda komik ya da saçma gelebilir ancak becerilerimizi onaylamakta eksik kalmış ve tersine yargılayıcı bir iç ses geliştirdiysek bu iç sesi özgüven sağlayacak doğrultuda bizi kuvvetlendirmek için oldukça önemli.

Dolayısıyla aferin, bravo ya da istediğiniz herhangi bir sözcüğü diyebilmenin yararını es geçemeyiz. Arkadaşımız, çocuğumuz, destek olduğumuz, takdir ettiğimiz herhangi birine nasıl davranıyorsak kendimize de öyle davranabiliriz. Bunu yapmanın size rahat hissettirecek bir yolunu bulmak önemli. 

Hayatta başarılı olduğunuz konular elbette vardır.

Belki gözünüze küçük görünebilir ancak bunu şimdilik önemsememeyi deneyebilir ve bu başarınızı kendinize hatırlatabilirsiniz. Bu sorumluluğu nasıl başardığınızın detaylarına bakabilirsiniz. Size o zaman ne yardımcı olmuştu? Belki şimdiki sorumluluğunuzda da aynı noktadan destek alabilirsiniz. Geçmiş başarılarınızı hatırlamak ve buradan beslenmek, yeni başarılar için özgüven alanını besleyip güçlendirmeye destek olur. 

Ek olarak, yeni deneyimlerimizin özgüvenimizi beslemesi için mükemmel geçmeleri gerekmez. Örneğin, bir sunum gerçekleştirdik. Sunumu yaparken nasıl göründüğümüzden, cümleleri doğru kurup kurmadığımızdan, sesimizin ya da ellerimizin titreyip titremediğinden çok, dinleyen insanların o sunumdan bir şeyler öğrenmiş olup olmadığı fikrine odaklanabiliriz. Dört dörtlük bir anlatımla o sunumu sonlandırmadıysanız da dinleyicilere kattıklarınızdan ötürü başarılı bir sunum gerçekleştirdiniz demektir. Kendinizi bu konuda takdir edebilirsiniz. 

Sonuçta, özgüven öyle bir anda içimizde doğuverecek bir şey değildir. Özgüveni yaratır ve inşa ederiz. İş alanında, sosyal alanda, bireysel becerilerimizde olsun kaçınmadıkça ve tekrar tekrar yaptıkça o konudaki yeterlilik inancımızı geliştirip genel özgüvenimizi de beslemiş oluruz.

Bir şeyleri ilk kez yaptığımızda harika sonuçlar almayı beklemek hayalperestlik olur. Onu tekrar tekrar yaptıkça daha başarılı bir sonuç çıkarıyor olacağız. Bu noktada ilk defa denediğimiz konuların yeterince iyi olmayışının özgüvenimizi etkilemesine izin vermememiz gerek. 

İlginizi çekebilir: Özgüven ve Ego Arasındaki 4 Fark

Ayşe Nur Çelik

1990 yılında İstanbul’da doğan Ayşe Nur Çelik, Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olmasının ardından, Bahçeşehir Üniversitesi’de Klinik Psikoloji yüksek lisans eğitimimi tamamlayarak klinik psikolog ünvanı aldı. Çeşitli staj, gönüllü çalışma ve eğitimlerin ardından şu anda Pür Psikoloji’de yetişkinlerle psikoterapi seansları yürütmekte; aynı zamanda Kadir Has Üniversitesi’de klinik psikolog olarak görev almaktadır.

Psk. Ayşe Nur Çelik

1990 yılında İstanbul’da doğan Ayşe Nur Çelik, Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olmasının ardından, Bahçeşehir Üniversitesi’de Klinik Psikoloji yüksek lisans eğitimimi tamamlayarak klinik psikolog ünvanı aldı. Çeşitli staj, gönüllü çalışma ve eğitimlerin ardından şu anda Pür Psikoloji’de yetişkinlerle psikoterapi seansları yürütmekte; aynı zamanda Kadir Has Üniversitesi’de klinik psikolog olarak görev almaktadır....

DAHA FAZLASINI OKU