İsteksizlik, enerjisizlik, mutsuzluk; kısacası tükenmişlik sendromu bazen birike birike bazen hiç beklemediğimiz bir anda kapımızı çalarak hayatımızın ortasına kurulabiliyor. Yoğun çalışma şartları, ilişki problemleri, gelecek endişesi, iletişimsizlik, sosyal kaygılar ve kimlik karmaşaları bizleri her geçen gün daha çok tükenmiş hissetmeye ve çıkış yolunu bulamayacakmışız hissine kapılmaya itiyor.

Peki, tüm bu karmaşanın ortasında içimizdeki hayat enerjisini nasıl dinç tutarız? Tükenmişlik hissini “tüketmenin” sizce bir yolu var mı?

Tükenmişlik sendromuna doğru

Amerikalı psikolog Herbert Freudenberger tarafından ortaya konulan “tükenmişlik sendromu” tanısı, stresin ve yüksek ideallerin tükenmişlik hissiyle buluştuğu, kişinin kendini zorlayıcı hayat şartları veya psikolojik koşullar sebebiyle yorgun, umutsuz ve mutsuz hissettiği bir ruh halini işaret eder.

Stres ve belirsizlik nedenleriyle ortaya çıkan bu sendrom, depresyon ve anksiyete bozukluğu ile yakın ilişki içindedir. Ancak uzmanlar tarafından tükenmişlik sendromu için henüz psikolojik bir rahatsızlık olarak kesin bir tanı ve tedavi yöntemi ortaya konmamıştır.

En yaygın görülen tükenmişlik sendromu belirtileri

Yorgunluk: Kendini tükenmiş hisseden kişilerde, psikolojik ve fiziksel yorgunluk, isteksizlik, heyecan kaybı, umutsuzluk ve çaresizlik hisleri görülebilir. Sendromun gözle görülür etkileri arasında ise daha sık hasta olma, mide bulantısı, karın ağrısı veya bağırsak problemleri ile karşılaşılabilmektedir.

İzolasyon: Sosyal hayatın ve iş koşullarının stresiyle başa çıkmakta zorlanıldığında çevreden uzaklaşma, kendi içine kapanma, iletişim kurmama ve yalnızlaşma sürecine yönelim gösterilebilir. Uyuşukluk ve tepkisizlik hisleriyle birlikte gelen izolasyon hali, çevreyle olan sağlıklı ilişkilerin zedelenmesine önayak olabilir.

Düşük performans ve yetersizlik hissi: Özellikle iş hayatı baz alındığında tükenmişlik sendromuyla yüzleşen kişilerde gündelik iş ve görevleri yerine getirme, ev ve aile hayatıyla dengeli bir ilişki kurabilme, öncelikleri belirleme, hedeflere ulaşma veya yapılması gereken işleri zamanında yapma gibi konular sekteye uğrayabilir.

Tükenmişlik sendromu ile baş etmenin 6 adımı

1. Daha çok egzersiz

Egzersiz yapmanın kortizol (stres) hormonunu azaltarak seratonin (mutluluk) hormonunu harekete geçirdiğini biliyoruz. Yani düzenli egzersizle yalnızca fiziksel olarak güçlenmekle kalmıyor psikolojik olarak da dayanıklılık kazanabiliyoruz.

2. Daha çok meditasyon

Meditasyon; beyni ve bedeni yavaşlatarak, daha çok anda kalarak ve problemleri minimize ederek daha huzurlu bir yaşam standardına ulaşmamıza olanak sağlıyor. Hoş bir meditasyon müziği, tütsüler, ilginizi çekebilecek öğretiler ve kendinizle baş başa kalabileceğiniz meditatif bir zaman ruhunuzu dinlendirmeye birebir.

3. Daha çok kaliteli bireysel zaman

Sorumluluklar ve “yapılacaklar listesi” içinde geçen günlerimiz, sevdiğimiz aktiviteleri, okumak istediğimiz kitapları, izlemek istediğimiz filmleri ve gitmek istediğimiz yerleri bizden çalabiliyor. Yalnızca kendimize vakit ayırdığımız bir “ben” saati, aslında her gün hayatımıza mutlaka dahil olması gerekenlerden.

4. Daha çok sosyal aktivite

Doğa yürüyüşleri, hafta sonu tatilleri, konserler, sergiler, arkadaşlarla yapılan plan programlar, yeni yerlerde yeni tanışılan insanlar… Her biri günlük yaşamın stresinde tazelenmemize ve enerji depolamamıza yardımcı olan birbirinden güzel endorfin kaynakları.

5. Daha çok planlama

Stresi tetikleyen en önemli faktörlerden biri plansızlık. Neyi ne zaman, ne şekilde yapacağımızı bilmediğimizde almamız gereken sorumluluğu gözümüzde büyütüyor, yapamama kaygısına bürünüyor ve işin içinden çıkamaz hale geliyoruz. Bunu önlemenin en güzel yolu plan program yaparak ilerlemek, öncelik sırası belirlemek ve aksiyon almak.

6. Daha çok farkındalık, daha çok endorfin

Kötü hissettiğimizde bize iyi gelen şeyler ne? Yüzümüzü güldüren, modumuzu yükselten, derin bir “oh” çekmemizi sağlayan eylem, kişi ve aktiviteler neler? Rahat ve mutlu hissettiğimiz koşullarla ilgili daha çok farkındalık geliştirerek ve onları günlük hayatımıza dahil ederek mutluluk seviyemizde önemli değişimler yaratabiliriz.