YAZAN: UZM. KL. PSK. NAZLI KOCABAŞA

Günümüzde kişinin kendi psikolojik durumunu anlamak, kişisel gelişiminde ilerlemek ve daha iyi hissetmek için kendine ayırdığı zaman eskiye oranla çok daha fazla. Eminim siz de kendinizi zaman zaman ruhsal halinizle ilgili düşünürken, daha iyi hissetmek için çözümler ararken buluyorsunuzdur. Bu süreçte okuduğunuz kitaplar, izlediğiniz videolar, takip ettiğiniz psikologlar sizi sıklıkla geçmiş günlerinizi, özellikle de çocukluğunuzu düşünmeye itmekte. Bunun sebebi yetişkinlik hayatının çocukluk travmaları izlerini taşımasıdır.


Zorlukların kökeni

Yetişkin yaşantımızı kapsayan zorlukların kökenlerini çocukluk travmalarımızda aramak gerçekten de doğru bir yol. Doğduğumuzda, hayata dair en ufak bir bilgimiz yokken; tüm dünyayı, çevremizi ve hatta kendimizi bakım verenlerimiz vasıtasıyla algılarız. Eğer çocukluğumuzda onların gözünde değerli, yeterli olduğumuzu hissettiysek, biz de kendimize değer verir, yeterli görürüz. Ama eğer koşullu sevildiğimizi hissettiysek; ancak bir başarı yakaladığımızda başımız okşandıysa, muhtemelen içimizde büyük bir değersizlik hissi oluşmuştur. Bundan kurtulmak için de bizi yoran, içten içe tüketen davranış kalıplarının içine sıkışıp kalmışızdır.

Çocukluk travmaları nedir?

Travma denilince önce aklımıza fiziksel şiddet, taciz, doğal afetler gibi büyük olaylar gelse de aslında çok daha basit ve masum görünen olaylar, tutumlar ya da davranışlar da çocukları travmatize edebilmektedir.

Örneğin; kardeşinin doğumuyla birlikte anne babasının ilgisini keskin bir şekilde kaybedip büyümek zorunda kalan bir çocuk ailesinin bu süreci doğru yönetememesi yüzünden travmatize olmuş olabilir. O dönemlerde içine işlemeye başlamış olan değersizlik hissi, sadece çocukluk, ergenlik çağını değil ne yazık ki yetişkinlik dönemini de etkisi altına alabilir.

Başka bir örnek olarak, ailesinin işi sebebiyle birkaç kez şehir ve okul değiştirmiş bir çocuğun başladığı her okulda kendini farklı, yabancı hissetmesi, yeni geldiği için dışlanması onu yetişkinlik döneminde de mağdur edebilir. Yetişkinlikte de farkında olmadan kendini sürekli yabancı ve dışlanmış hissedebileceği yerlerde bulabilir, bu tip eşler seçebilir adeta bu tanıdık duygulara hapsolmuş durumda kalabilir.

Bir diğer taraftan bir çocuğun ailesi tarafından aşırı korunmuş olması, hayatın getirebileceği zorluklardan tamamen uzak büyütülmesi, her işin onun adına yapılmış olması da çocuğun kendini, yeteneklerini, baş etme becerileri keşfetmesinin önüne çok büyük bir engel çeker. Bu durum da onun yetişkinlik hayatına yine zarar verebilir, başkalarına bağımlı bir bireye dönüştürebilir.

İçimizdeki hassas çocuk

Psikoterapi sürecinde danışanlarımızla çalışırken, onların olumsuz çocukluk yaşantıları hakkında konuşmaya bolca yer veririz.

Bunun sebebi; onların kontrolleri dışında gelişen ve maruz kaldıkları hatalı tutum, davranış ve ihmaller için hayıflanmak, üzülmek, onlara kendilerini mağdur hissettirmek değildir. Çocukluk dönemi travmalarını konuşmak, bize içimizde taşıdığımız “çocuk” tarafımızın ihtiyaçlarını fark ettirir. Bugün 30 yaşında da olsak, o incinmiş çocuk modumuz her an aktifleşmeye hazır bir şekilde içimizde durmaktadır.

Daha iyi hissetme ancak içimizdeki o hassas çocuğu görebilmek, ihtiyaçlarını anlayabilmekle mümkündür. Bunu yapmak her zaman çok kolay olamasa da olumsuz bir duyguyu yoğun bir şekilde hissettiğimiz zamanlarda Şu an bana ne oluyor? ”, “İçimdeki çocuğun hangi ihtiyacı karşılanmıyor? ”, “Bu duygular bana nereden tanıdık? gibi sorularla içinize biraz daha derinlemesine kulak verebilirsiniz.



Klinik Psk. Nazlı Kocabaşa

1986 yılında İstanbul'da doğan Nazlı, Notre Dame de Sion Fransız Lisesini bitirdikten sonra Koç Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun oldu. Uzmanlığına klinik psikoloji üzerinde devam eden Nazlı aynı zamanda psikodrama, aile danışmanlığı ve emdr terapistliği eğitimleri aldı. Şuanda "Tempora Aile Danışmanlık Merkezi"nde yetişkin ve çift-aile terapisti olarak hizmet vermektedir....



BLOOM SHOP