“Sizi gözüm bir yerden ısırıyor gibi.” dedi. “Acaba bir film yıldızı olabilir misiniz?” 

“Evet.” dedim. “Kendi filmimin yıldızıyım. Ya da bir başka deyişle, filmimin starıyım.” 

“Aaa… Ne güzel!” dedi.

“Gerçekten de birkaç filmde oynadım.” dedim. “Ama aslında siz de ben de kendi filmlerimizin starlarıyız.” 

“Hiç o işlerin içinde olamadım.” dedi. “İsterdim ama, olmadı.”

“İçindesiniz!” dedim. “Hem de sadece filmin başrol oyuncusu olarak değil; yapımcısı, senaryo yazarı, yönetmeni, kurgucusu, filmin dağıtımcısı ve yayıncısı olarak.”

Çünkü kurallarını kendimizin belirlediği bir filmde oynuyoruz. Filmin ismi de “HAYAT”.

Filmin senaryosunun sahibi biziz. Fakat çoğu zaman kalemi elimizde tuttuğumuzu unutuyoruz. Hatta belki de çağımızın koşulları tarafından bu bize özellikle “unutturuluyor.”

En büyük hatayı ise rol dağıtımında yapıyoruz. “Hayat” filmimizin yönetmeni olarak babaya, anneye, sevgiliye, eşe, senaryomuzda yazdığımız rolleri veriyoruz. Anne-baba gibi karakterlerde, yani oyuncuyu değiştirme şansımız olmayan durumlarda, senaryoyu yazmak bizim elimizde olduğu halde, o rolü oynama kapasitesine bakmadan o oyuncudan senaryomuzdaki performansı bekliyoruz. Tabi sonuç çoğu zaman hüsran oluyor.

Oysa senaryo bizim… Karakteri oyuncunun becerilerine, yeteceğine, deneyimine bakarak yeniden yazmamız gerekirken gereksiz bir inatla o kişiden beceremeyeceği bir rolü oynamasını bekliyoruz.

Peki oyuncuyu değiştirme şansımız olan durumlarda ne yapıyoruz dersiniz?

Mesela arkadaş, sevgili, iş arkadaşı seçerken yönetmen olarak yine aynı inadı sürdürüyoruz. İstesek başka oyuncuyu seçme imkanımız var. Her an, her saniye… Ya da o oyuncuda ısrarcı olabiliriz. Bu da mümkün. Ama o zaman; senaryoyu o oyucunun kapasitesine, becerisine yeteneklerine uygun olarak değiştirmemiz gerekiyor.

Bunu yapıyor muyuz?

Hayır… O rolün altından kalması mümkün olmayan oyunculardan “kafamızdaki” senaryomuzda en ufak bir değişiklik yapmayı düşünmeden rolün altından kalkmalarını bekliyoruz.

Oyucuların bir şikayeti var mı?

Evet… Üzerilerindeki baskı rahatsızlık verici.

Ya biz?

Ne senaryomuz gerçekleşebiliyor, ne de oyunculardan istediğimiz verimi alabiliyoruz. Sıkıcı berbat bir film çıkıyor ortaya.

Çözüm?

Bu yazıyı okuduğunuz sitenin içinde onlarca çözüm yolu içeren yazılar yazan güzel insanlar var. Burada ya da başka bir yerde… Biraz etrafınıza bakın, elbette bulacaksınız.

Bu kadar basit mi?

Evet.

Kolay mı?

Hayır. Ama bu yazıyı okuduğunuza göre o zorluğu aşma kararını vermiş ve en önemli adımı atmışsınız demektir.

Kendinize “merhaba” deyin ve unutmayın: Bu filmin yıldızı sizsiniz!

Altuğ Yücel kimdir?

İTÜ İnşaat Fakültesi’ni bitirdi. “Ferhan Şensoy – Ortaoyuncular”da önce amatör, sonra da profesyonel olarak çalışmaya başladı. 1983 yılında, Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nda sergilenen Hayvanat Bahçesi oyunu ile Avni Dilligil En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü’nü aldı. Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu, İstanbul Devlet Tiyatrosu, Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nda çalıştı. 1985 yılından itibaren televizyonda oyunculuk, sunuculuk ve yazarlık yaptı. 1990 yılında başladığı, reklam filmi seslendirme çalışmalarını hala sürdürmekte, 1986 yılından beri illüzyonla ilgilenmektedir. 2013- 2014 yılları arası aldığı eğitimle Judith Kravitz’in kurucusu olduğu Transformational Breath Foundation’dan Nefes Terapisti” sertifikası almıştır, bu alanda çalışmalarını sürdürmeye devam etmektedir.

İlginizi çekebilir!