“Hiç bir şey yapmak istemiyorum, en sevdiklerim bile umrumda değil, hayattan beklentim kalmadı, hiçbir şey hissedemiyorum, kolumu kaldıracak halim bile yok.”

Bu cümlelerden en az bir tanesini daha önce söylemişizdir, öyle değil mi? Bunlar depresif cümlelerdir. Çoğumuz zaman zaman depresif hissederiz. Bir sınavda başarısız olmak, romantik bir ilişkinin sonlanması gibi faktörler birçok insanda depresif bir duygu durumunu ortaya çıkarabilir. Depresyon, DSM-5 tanı kriterleri kitabında duygu durum bozuklukları altında yer alır ve farklı türleri vardır.

Depresyon nedir?

En yaygın duygu durumu bozukluğu majör depresif bozukluktur. Bu tanı için kişinin her gün günün büyük bir bölümünde ve en azından 2 hafta boyunca günlerin çoğunda belirgin bir şekilde depresif olması veya zevkli etkinliklere ilgisini belirgin bir şekilde yitirmiş olması gerekir.

Bu belirgin duygusal belirtilere ek olarak, bilişsel belirtiler (değersizlik ya da suçluluk duyguları ve intihar düşünceleri gibi), davranışsal belirtiler (bitkinlik ya da yavaş hareket etme) ve fiziksel belirtilerden (iştah ve uyku düzeninde değişiklikler) oluşan en az üç ya da dört farklı belirti görülmesi gerekir.

Bu belirtiler depresif başlangıçlı türde görülürken manik başlangıçlı olan da ise yoğun sinirlilik, öfke patlamaları ile belirgin şekilde artmış taşkın duygu durumu mevcuttur. Bunlara ek olarak, cinsel dürtünün artması, kendilik değerinin ve düşünce uçuşması dediğimiz zihinsel etkinliklerin artması, uyku gereksiniminde azalma olması gibi belirtilerin de tanı koyabilmemiz adına var olması gereklidir.

Depresyon belirtileri nelerdir?

Depresyon duyguları yaşandığı sırada insana tatsız gelir ancak genellikle uzun sürmez. Günler, haftalar veya belirgin bir yoğunluk düzeyine ulaştıktan sonra kendiliğinden dağılır. Gerçekten de hafif ya da kısa süreli depresyon aslında uzun vadede “normal” ve uyuma yönelik olabilir. Genellikle, normal depresyonlar acı verici ancak yaygın olarak görülen yaşamsal olaylardan, örneğin ciddi kişisel, kişiler arası ya da ekonomik kayıplardan kaynaklanır.

Normal depresyonlar genellikle yakın zamanda yaşanan stresin bir sonucudur:

  • Kayıp ve yas süreci
  • Doğum sonrası depresyonu
  • Distimik bozukluk

Genellikle yası, sevilen birisinin ölmesinden sonra yaşanan psikolojik süreç olarak düşünürüz. Normal bir süreç olan yas, ayrılık ya da boşanma veya evcil bir hayvanın ölümü gibi diğer kayıp türlerinde de görülebilir.

Bir çocuğun doğması genellikle mutlu bir olay görülse de çocuğun doğmasından sonra yeni annelerde (ve babalarda) bazen doğum sonrası depresyonu görülebilir. Doğum sonrası depresyonun tipik belirtileri arasında duygusal değişkenlik, kolayca ağlama, sinirlilik ve bunların genellikle mutlu duygularla karışması bulunur. Bu tip belirtiler, doğumu izleyen 10 gün içerisinde kadınların yüzde 50 ila 70’inde görülür ve genellikle kendi kendine geçer.

İlginizi çekebilir: Elveda Lohusa Depresyonum!

Duygu durumundaki rahatsızlıkların tanı konulabilir bir duygu durumu bozukluğuna dönüştüğü nokta, klinik bir değerlendirme konusudur ve genellikle bireyin yaşadığı işlevlerdeki bozulmanın derecesi ile ilgilidir.

Distimik bozukluğun genel olarak hafif ya da orta yoğunlukta olduğu düşünülür ancak en önemli özelliği kronik olmasıdır. Distimik bozukluk tanısı için kişinin en az 2 yıl boyunca günlerin çoğunda ve günün büyük bir bölümünde sürekli depresif duygu durumu sergiliyor olması gerekir.

Bunların haricinde:

  • İştahsızlık ya da aşırı yeme
  • Enerjisizlik ya da bitkinlik
  • Düşük kendilik değeri
  • Konsantrasyon eksikliği ya da karar vermede zorlanma
  • Umutsuzluk duyguları gibi belirtilerden en az iki tanesine sahip olmalıdır.

Majör depresif bozukluk tanı ölçütlerine göre, distimi için görülenden daha fazla belirtinin sergileniyor olması ve belirtilerin daha uzun süreli olması gerekir. Distimik bozuklukta belirtiler kesik kesiktir, normal geçen günler vardır. Majör depresif bozukluk için kesintisiz 2 hafta boyunca neredeyse her gün, günün büyük bir bölümünde ya belirgin şekilde depresif duygu durumları ya da zevkli etkinliklere ilginin yitirilmiş olduğu görülmelidir.

Depresyon kendini tekrarlama eğiliminde olan bir hastalıktır ve majör depresyon belirtileri gösteren kişilerden yaklaşık yüzde 20’sinde belirtiler 2 yıldan uzun sürerse kronik majör depresif bozukluk tanısı konur.

Depresyonun nedenleri nedir?

Duygu durumu bozukluklarının nedenleri araştırılırken biyolojik, psikososyal ve sosyokültürel etkenlere odaklanılır.

Biyolojik etkenler arasında genetik faktörler birinci sıradadır. Depresyon dediğimizde aklımıza ilk gelen serotoninin genler arası taşınmasıyla ailede varolan duygu durum bozukluğu, çocuğun depresyon riskini artırmaktadır. Aynı şekilde antidepresanların etkilemek istedikleri asıl alan olan nörokimyasal etkenler de depresyonun sebeplerinden biridir.

Depresyonun, beyindeki sinir hücrelerinin etkinliğini düzenleyen ve iletişimini kuran nörotransmitter maddelerin hassas dengesindeki bozukluklardan kaynaklandığı yapılan araştırmalarla onaylanmıştır. Düşük dopamin, serotonin ve norepinefrin seviyeleri depresyonunuzun sebebi olabilir. Hormon düzenleyici sistemimizde oluşabilecek herhangi bir anormallikte depresyon riskimizi artırabilir.

Psikolojik etkenler arasında aklımıza ilk gelen tabii ki strestir. Yaşanan stresli olaylara bağlı olarak depresyona girmeniz çok muhtemeldir. Sevilen birinin yitirilmesi, önemli yakın ilişkilere yönelik tehditler ya da şiddetli ekonomik veya sağlıksal sorunlar depresyon riskini artıracak stresörlerdir.

İlginizi çekebilir: Nefes ve Beden Egzersizleri ile 4 Adımda Stresi Azaltın

Sosyokültürel etkenlere baktığımızda ise bütün kültürlerde depresyon görülmekle birlikte, yaygınlığı ve aldığı biçim bakımından farkılılıklar görülür. Batılı kültürlerde depresyona daha sık rastlanır. Yine bu kültürlerde intihar girişimi oranları da Doğu kültürlerine oranla daha fazladır.

İlginizi çekebilir: Yoga Yaparak Depresyon İle Mücadele Edebilirsiniz

Depresyon tedavisi hakkında bilgiler

Diğer bir çok klinik vakada olduğu gibi depresyonun da bir çok tedavi şekli vardır.

1. İlaç tedavisi

Psikiyatrik değerlendirme sonrası verilen ilaçların amacı beyindeki sinir hücrelerinin etkinliğini düzenleyen nörotranstmitterlerin bozulan dengesini yeniden sağlamaktır. Vücudumuzun düzenlemekte zorlandığı bu kimyasalları dışarıdan takviye ile alarak organik bir süreç yaratmayı hedefleriz. Antidepresanlar genellikle 3 ila 5 haftaya etkilerini göstermeye başlar. Yaklaşık 6 hafta sonra kayda değer bir ilerleme görülmezse doktorunuza bunu bildirmeniz ve ilaç ya da doz değişikliğine gitmeniz gerekir.

İlginizi çekebilir: Bilimsel Verilerin Işığında Depresyonla Başa Çıkma Yöntemleri

2. Psikoterapi

Depresyonun tedavisinde etkili olduğu kanıtlanmış çeşitli özelleşmiş psikoterapi biçimleri vardır ve bunların en iyileri ile kaydedilen ilerleme, ilaçlarda gözlemlenen gelişmeye neredeyse eşittir. Psikoterapi gerek tek başına gerekse ilaçlarla birlikte uygulandığında 2 yıllık izleme döneminde nüksetme olasılığında kayda değer oranda azalma görülmüştür.

Depresyon tedavisinde etkisi kanıtlanmış psikoterapi biçimlerinden biri bilişseldavranışçı terapisidir. Bu terapi, yaşanan güncel sorunlara odaklanan, görece kısa süreli bir tedavi biçimidir. Genellikle 8-10 seans sürmekle birlikte amacı kişiye hayat boyu farkındalığını arttıracak psikoeğitim vermektir. BDT terapisti danışanının olumsuz otomatik düşüncelerini keşfederek yerlerini işlevsel olanlarıyla değiştirmeyi hedefler.

İlginizi çekebilir: Sigara Bağımlılığı: Bilişsel Davranışçı Terapi ile Kurtulmak Mümkün

3. Davranışçı etkinleştirme tedavisi

Bu tedavi yaklaşımı, yoğun bir şekilde hastaları daha etkin kılmaya, çevreleri ve kişiler arası ilişkileri ile daha fazla meşgul olmaya yönlendirmeye odaklanır. Hedef, pozitif pekiştirme düzeyini artırmakla birlikte kaçınma ve çekilme düzeyini düşürmektir.

4. Aile ve evlilik terapisi

Elbette, bütün tedavi programlarında hastanın yaşamındaki stres yaratıcıların ele alınması da önemlidir, çünkü yaşamda istenmeyen bir durum depresyonun tekrarlamasına neden olabilir. Hastalığın nüksetmesi ile aile yaşantısı arasında bağlantı olduğunu gösteren araştırmalar bulunmaktadır. Bu yüzden aile ve evlilik terapisi, bireysel terapiye ek olarak önem taşımaktadır.

Depresyonun tedavisi ve diğer tüm ruh sağlığı problemlerinde başarı elde etmek için uzman psikologlardan alacağınız psikoterapi seanslarına düzenli bir şekilde devam etmeniz, ihtiyaç halinde de psikiyatrik müdahaleye başvurarak uzun süreli ilaç tedavisi almanız gereklidir.