Çağımızın sağlık ve estetik ile ilgili moda akımlarını sıraladığımızda, hem geçmiş dönemleri hem de şu anki gündemi belirleyen pek çok genç kalma yöntemi bulunmakta. Dünyadaki bilimsel araştırmalar artık bu konu üzerine yoğunlaşıyor. Hücrelerin yıpranması, fonksiyonlarının yavaşlaması ve mitokondri sayısının azalması yaşlanmanın başladığının en temel belirteçleri arasında yerini alıyor.

Beslenme tedavisi artık otoimmün hastalıklar da dahil olmak üzere tüm kronik sağlık problemlerinin iyileşmesinde en büyük role sahip. Çalışmalar yaşlanmanın geciktirilmesi, hücre fonksiyonlarının aksamaya uğramadan devam etmesi, mitokondri sayısının arttırılması ve onarılması hususunda beslenmenin payını ortaya koymaya devam ediyor. Özellikle cildimiz doğru beslenme ve güçlü takviye kombinasyonu ile desteklendiğinde genç kalmanın mucize sırrı ortaya çıkmış oluyor.

Genç ve sağlıklı görünmenin 5 yolu

1. Yaşamsal besin: Su

Vücudumuzun ortalama yüzde 65’ini oluşturan temel yapı besinimiz sudur. Hücrelerimizin çalışmasına destek sağlayan ve canlılığın devamı için vazgeçilmez olan su, cilt sağlığının ve genç kalmanın püf noktasıdır. Vücudumuzda sindirim ve çeşitli reaksiyonlar sonucu oluşan toksinlerin atılmasını sağlayarak dokularımızın zarar görmesini engeller. Ayrıca hücrelerin bir arada bulunmasını sağlayan bağ dokuları destekleyerek cilt bütünlüğünün artmasına yardımcı olur.

2. Cilt yapısı mimarı: Kolajen

Kolajen, dokularımızın bütünlüğünü sağlayarak onları bir arada tutan en kıymetli proteindir. Bir nevi bedenimizin doğal yapıştırıcısı olarak nitelendirilebilir. Bu sebeple vücudumuzda en yüksek miktarda bulunan yapı taşı maddesidir. Doku ve organların elastik yapıya sahip olmasında rol oynar.

Vücudumuzdaki her bir dokuda farklı kolajen tipleri yer alır. Minimum olarak çalışan 16 tip kolajenden bahsetmek mümkündür. Özellikle cilt yapısının daha sıkı ve genç görünümünü sağlayan Tip 1 ve Tip 3 kolajendir. Özellikle taze balık, balık çorbası ve organik et suyu yüksek miktarda kolajen ve besleyici molekül içerir.

3. Hasara karşı en güçlü kalkan: Koenzim Q10

Koenzim Q10, vücudumuzdaki antioksidanların en önemlilerinden birisidir. Yaşlanma karşıtı olan fonksiyonu ile birlikte son dönemlerde adından fazlaca söz ettirmektedir. Damar çeperinin güçlendirilmesi ve rejenerasyonu açısından kıymetli bir moleküldür. Enerji santralimiz mitokondriler için vazgeçilmez bir antioksidandır. Vücudumuzda da üretimi vardır fakat belirli bir yaştan sonra üretim kapasitesi azaldığı için takviye konusunda bir uzmandan fikir almakta fayda vardır.

Piyasadaki bazı cilt ürünlerinin içerisinde de bulunmakla beraber cildimize en büyük desteği ağız yoluyla tüketerek verebiliriz. Aktif formu ubikinol ve aktif olmayan formu ubikinon olmak üzere 2 çeşittir. Yaklaşık 40 yaşına kadar aktif olmayan formuyla alındığında da dönüşümü sağlarken, belirli bir yaştan sonra direkt aktif form ile işi şansa bırakmadan almak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

4. Geçmişten gelen güzellik sırrı: Uyku

Uyku, bedeninizin fizyolojik bir ihtiyacıdır. Ertesi güne daha dinç, sağlıklı, huzur dolu ve keyifli başlamanın en doğal formülüdür. Vücudumuz uyku sayesinde günün yorgunluğunu atar, kendisini dinlendirip yenileme yoluna girer ve hormonal düzenin yapılanmasına katkıda bulunur.

Yetersiz uyku ile güne başladığımızda stres hormonumuz kortizol yüksek seyreder. Bu durum vücudumuzun çalışma kapasitesini düşürerek kan şekerimizin daha dengesiz seyretmesine ve sistemin panik halinde olmasına neden olur. Hücrelerimizin kendisini yenileme fonksiyonlarında da azalmalar olmaktadır.

Bu nedenle düzenli, yeterli ve doğru saatlerde uyku bedenimizin çalışmasına en büyük destektir. Hormonal düzenin doğru işleyebilmesi ve doku onarımının idealinde olması adına yetişkinler için ortalama 7 saat yeterli bir süredir. Uyku saatimizin de en geç 00.00 olarak planlanması da optimal sağlık için doğru olanıdır.

5. Yaşlanmayı hızlandıran molekül: Şeker!

Şeker, sağlığımızı tehdit eden baş moleküllerden biridir. Günümüzde stres ve duygusal boşluklarla beraber tüketimi artan bir moleküldür. Fakat durumu en kısa haliyle şöyle özetleyebiliriz: Denize düşen yılana sarılır! Şeker tüketimini tetikleyen duygusal durumlar vücut üzerinde apayrı bir stres sebebiyken böyle durumlarda şeker tüketimi de stresi katlayan faktörlerdendir.

Özellikle beyinde bağımlılık yaratan maddeler ile aynı yoldan çalıştığı için bir süre sonra “Tatlısız duramıyorum.” “Şekersiz asla.” gibi cümlelerle sıklıkla karşı karşıya kalıyoruz. Şeker bağımlılığı tüketimin geldiği sağlığımızı tehdit eden son noktadır. Cilt sağlığımıza da değinecek olursak şeker molekülü cilt proteinlerimiz ile birleşerek cildimizin elastikiyetini kaybetmesine, yenilenme fonksiyonlarının azalmasına ve çabuk yaşlanmaya neden olur. Bu nedenle şekersiz bir yaşam hem uzun ömür hem de sağlıklı ve genç bir cilt demek.

İlginizi çekebilir!